menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir yılın Z Raporu: Spor yazarlığından hafıza notları

42 1
15.01.2026

Sözcü’de tam bir yıl önce bugün 15 Ocak’ta yazmaya başladım.

Ama sadece futbolu, sadece skoru, sadece kazanmayı yazmadım.

Spora bakarken; adaleti, hafızayı, algıyı, ahlakı, tribünü, yöneticiyi, sistemi de konuştuk.

Son bir yılda sizlerle neleri paylaştığımı; hangi maçtan hangi meseleye, hangi pozisyondan hangi toplumsal yaraya dokunduğumu ay ay, yazı yazı hatırlatmak istedim.

Sadece sonuçlara, kupalara, puan tablolarına değil; bu köşede birlikte konuştuğumuz meselelere bakmanın zamanı.

Bir spor yazarı hafızasından, bir yılın röntgeni bu…

1996'da Trabzonspor, Fenerbahçe’ye evinde 2-1 mağlup olmuş, o yıl şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırmıştı.

Maçın ardından 28 yaşındaki bordo mavili taraftar evinin bahçesinde intihar etmişti.

Ruhumda derin bir iz bırakan acı haberi hiç unutmadım.

28 yıl sonra ruhumda bıraktığı izi, rüya sekansı tekniğiyle kaleme aldım.

Yine bir Trabzonspor - Fenerbahçe maçı sonrası SÖZCÜ Web Servisi Spor Müdürü'müz Ümit Genç'le sohbet ederken konu 1995-96 sezonundan açılmıştı.

2024 yılında kaleme aldığım, futbolun insanı yücelten değil, tüketen bir iklime dönüşmesinin bedelini; genç yaşta yitirilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve içi boşalan değerler üzerinden anlatmaya çalıştığım 'Adalete Susamış Bir Ülkenin Futbol Masalı' başlıklı yazımı, Ümit'le paylaştım.

'Ters köşe yaptın abi' yorumunda bulundu sevgili Ümit, yazımı okuduktan sonra.

Ve sağolsun SÖZCÜ'de yazmamı teklif etti.

Böyle başladı SÖZCÜ'deki köşe yazarlığı yolculuğum.

Başta Ümit Genç olmak üzere teşekkür etmem gereken sayısız insan var.

Ümit soyadı gibi genç, mesleğinin hakkını teslim eden, objektif çizgisinden ödün vermeyen bir isim. Desteği ve teşviki için şükranlarımı sunuyorum.

SÖZCÜ okurlarına yani yol arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Sadece gazetecilik icra eden SÖZCÜ ailesini en fazla okunan, en çok güvenilen kurum olarak gördüğünüz ve destek olduğunuz için de...

Edebiyat Öğretmeni eşim Gülşah Şuekinci, hep yanımda oldu. Sağolsun desteğini hiç esirmedi.

İşlediğim konularda derinlemesine analiz yapmamda beni besleyen dostlarımın hakkını da teslim etmem gerekiyor.

Profil, analiz ve davranış bilimleri uzmanı Recep Şuekinci, yazmamı en çok teşvik eden isimlerin başında geliyor.

Onca işinin arasında yazılarım hakkında yaptığı değerlendirmeler ufkumu açtı hep.

Eğitimci Samettin Nesipoğlu'nun özellikle üslup konusundaki telkinleri kıymetliydi.

Özellikle son dönemlerde Mental Performance Coach Hayati Özgül'ün bilgi ve birikiminden çok faydalandım

Kendisiyle yüz yüze henüz görüşmesem de modern futbol başta olmak üzere sporcu performansı konularında kendi geliştirdiği yöntemleri, uzun uzun konuştuk. Değerli bilgiler paylaştı. İddia ediyorum Hayati Bey'in ileride adını çok sık duyacaksınız.

Dediğim gibi teşekkür etmem gereken çok fazla isim var. İsimlerini zikretmediğim için aflarına sığınıyorum.

Hepinize minnettarım.

Şimdi, bir yıl boyunca kaleme aldığım yazıların ay ay, yazı yazı özetleri ve linkleri ile, birlikte çıktığımız bu yolculuğu tekrar gözden geçirelim...

1 - Rusya’ya yasak İsrail’e kıyak — 15.01.2025

Bu yazıda, sporun evrensel adalet iddiasının pratikte nasıl çifte standartlara teslim olduğunu sorguladım.

FIFA ve UEFA’nın Rusya’ya karşı aldığı hızlı yaptırım kararını haklı bulurken, İsrail’in Filistin’de uyguladığı zulüm karşısında benzer bir refleks göstermemesini çok açık bir ikilik olarak okudum.

Beşiktaş’ın Maccabi Tel Aviv ile oynadığı maçın tarafsız sahaya alınmasını ve bunun sonucunda yaşanan ekonomik ve sportif kayıpları örnekleyerek, futbolun “adil oyun” söyleminin nasıl çürütüldüğünü anlattım.

Bu yazı, 2025’in başında sporun ne kadar kırılgan bir adalet zemini üzerinde durduğunu gösteren bir hatırlatmaydı — okurlar için sadece futbolun değil, o futbolun arkasındaki sistemin de sorgulandığı bir metindi.

https://www.sozcu.com.tr/rusya-ya-yasak-israil-e-kiyak-p127404

2 - Mızıkçılık yapma! Hadi sen de oyna!!! — 20.01.2025

Bu yazıda, spor ve oyun üzerinden insan ilişkilerini, çocukları ve toplumun değerlerini sorguladım.

Oyun oynarken insanların davranışlarının karakter göstergesi olabileceğini; dürüstlük, centilmenlik, paylaşımcılık ve empati gibi özelliklerin oyunla daha net ortaya çıktığını anlattım.

Ardından çocuklarla kaliteli zaman geçirmenin, onları gerçekten tanımanın ve onlara etkin oyun alanları sağlanmasının önemine değindim.

Yazıda, okul bahçelerinin oyun alanı olmaktan çıkarılıp otoparka dönüştürülmesini eleştirerek mevcut spor alanı yetersizliğinin toplumsal sonuçlarını okurlarla paylaştım.

Sonuç olarak, çocuklara ve ailelere daha çok oyun oynamayı, sosyal ve psikolojik gelişimleri için bu tür etkinliklere öncelik vermeyi önerdim.

Sporun yalnızca skorla değil, insanla, ilişkilerle ve yaşamla ilişkisini vurgulayan bir metindi.

https://www.sozcu.com.tr/mizikcilik-yapma-hadi-sen-de-oyna-p128877

3 - Şubat’ı avutamamışken Ocak’ımıza ateş düştü — 29.01.2025

Bu yazıda, toplumsal hafıza, dayanışma ve unutmanın tehlikesi üzerine kişisel bir bakış sundum.

Önce 6 Şubat Kahramanmaraş depremi ve büyük felaketlerde toplumun nasıl kenetlendiğini hatırlatarak başladım; ancak zamanla bu birlikteliğin unutulmaya yüz tutmasının insan ruhunda yeni yaralar açtığını ifade ettim.

Felaket bölgesinden kendi deneyimim üzerinden yaptığı gözlemlerle depremzedelerin “bizleri unutmayın” çağrısını okurlarla paylaştım ve unutmanın yarattığı büyük travmaya dikkat çektim.

Ayrıca bu bağlamda Türkiye Futbol Federasyonu’na, deprem bölgesindeki çocuklara spor ve futbol aracılığıyla moral ve destek sağlama önerilerimde bulundum.

Yazının ikinci bölümünde ise Bolu Kartalkaya’daki otel yangınında çok sayıda yurttaşın, aralarında çocukların da hayatını kaybetmesi ile yakından tanıdığım spor insanı Nedim Türkmen’in kaybını anlatarak, bu acıların sadece bireysel değil toplumsal ve etik boyutlarını da sorguladım.

Metin, unutmanın felaketleri büyüttüğü; spor, dayanışma ve toplumsal duyarlılığın ise iyileşmenin yolları olabileceğini hatırlatan bir çağrı niteliğindeydi.

https://www.sozcu.com.tr/subat-i-avutamamisken-ocak-imiza-ates-dustu-p131848

4 - Alzheimer olan toplum… — 09.02.2025

Bu yazıda toplumsal hafızanın hızlı bir şekilde yok oluşuna odaklandım.

Bu yazıda sporda yaşananları tek tek saymaktan çok, neden aynı şeyleri tekrar tekrar yaşadığımızı sordum.

6 Şubat depreminin izlerini unutuşumuzdan, yanlış isimlerin siyasette ve sporda yükselişine kadar uzanan bir dizi örnekle, bellek kaybının toplumsal düzeyde nasıl bir soruna dönüştüğünü tartıştım.

Spor, eğitim, liyakat, vicdan, adalet gibi temel kavramların günlük siyasette ve medyada nasıl görmezden gelindiğini anlatarak, toplum olarak Alzheimer benzeri bir “unutma kültürü”ne sürüklendiğimizi vurguladım.

Bu metin, sadece bireysel değil kolektif hafızanın önemine değinen, sadece spor için değil; hepimiz için rahatsız edici ama gerekli bir yüzleşme çağrısıydı.

https://www.sozcu.com.tr/alzheimer-olan-toplum-p137417

5 - Mızrak çuvala sığmıyor artık! — 11.02.2025

Bu yazıda futbolda ve spor kamuoyunda giderek belirginleşen gerçeklerin üzerinin artık örtülemeyeceğini savundum.

Galatasaray–Adana Demirspor maçının tartışmalı hakem kararları, sistematik kabul edilen hatalar ve futbol çevresindeki “yapı” tartışmalarını ele aldım.

Sadece saha içi performansı değil; yönetim, hakemlik ve medya pratiklerindeki tutarsızlıkları tartışan bu metin, sporun şeffaflıktan uzaklaşmasının somut örnekleri üzerinden güçlü bir itiraza dönüştü.

https://www.sozcu.com.tr/mizrak-cuvala-sigmiyor-artik-p138070

6 - Bu Fener izleyeni mest eder — 15.02.2025

Bu yazıda Fenerbahçe’nin UEFA Avrupa Ligi’nde Anderlecht ile oynadığı maç üzerinden ortaya koyduğu oyunu ve seyirciyle kurduğu bağın spor kültüründe nasıl bir umut yarattığını anlattım. Kadıköy’deki atmosferin, takımın sahadaki performansı ile birleşmesiyle taraftarın mest oluşunu ele alırken, futbolun sadece skorla değil, izleten oyunla da değerlendirilebileceğini vurguladım.
Bu metin, sezonun o döneminde yalnızca sonucu değil oyunun kalitesini ve taraftar–takım etkileşimini odak noktasına taşıdı.

https://www.sozcu.com.tr/bu-fener-izleyeni-mest-eder-p139503

7 - Yabancı-laşma! — 24.02.2025

Bu yazıyı Türk futbolunun profesör unvanına sahip ilk ve tek ismi, Eskişehirspor’un efsanesi Prof. Dr. Fethi Heper’in ölümü nedeniyle kaleme aldım.

Heper üzerinden, spor kültürümüzün ruhundan kopuşunu “yabancılaşma” kavramı üzerinden değerlendirdim.

Bu yazıda tribünlerin, futbolcuların ve hatta kulüplerin geçirdiği duygusal kopuşu ele aldım.

Seyircinin müşteri, futbolcunun vitrin ürünü hâline geldiği bir düzenin, sporu nasıl ruhsuzlaştırdığını anlattım.

Aidiyetin yerini mesafeye, tutkunun yerini tüketim alışkanlığına bıraktığı bir tabloyu çizdim.

Futbolun sadece sonuç değil, oyun ve temsil biçimiyle de “yakışır” olmasının önemine dikkat çektim.

Bu yazı, “neden eskisi gibi hissetmiyoruz?” diye soran ve sporda ahlak meselesini ciddiye alan herkes için yazıldı.

https://www.sozcu.com.tr/yabanci-lasma-p142410

8 - Taraftarların da umut hakkı olmalı — 02.03.2025

Bu yazıda, sporun taraftarla kurduğu ilişkiyi ekonomik ve kültürel açıdan ele aldın.

Maçlara gitmenin günümüz Türkiye’sinde bir lüks hâline geldiğini; bilet, kombine ve stat içi harcamaların dar gelirli aileleri nasıl uzaklaştırdığını sahadaki örneklerle anlattım.

Yıllardır sabretmesi istenen, hayal kurması ertelenen milyonların, en az futbolcular ve yöneticiler kadar umut etme hakkı olduğunu vurguladım.

Umudu küçümseyenlerin, tribünü de kaybettiğini anlattım.

https://www.sozcu.com.tr/taraftarlarin-da-umut-hakki-olmali-p144451

9 - Saygı bulaşıcıdır — 06.03.2025

Bu yazıyı kaleme alırken, sporun yalnızca skorla ve rekabetle açıklanamayacağını anlatmak istedim.

Sahada kurulan dilin, tribündeki tavrın ve yöneticilerin sergilediği davranışların nasıl zincirleme bir etki yarattığını hatırlattım.

Fenerbahçe’nin Avrupa arenasında oynadığı maç öncesinde rakip takımın ve taraftarının sergilediği saygılı tutumu merkeze alarak, bu yaklaşımın sadece bir nezaket göstergesi değil, sporun evrensel ruhuna dair güçlü bir mesaj olduğunu vurguladım.

Benim derdim, “saygı”nın soyut bir kavram olmadığını; doğru örnekler çoğaldıkça yayılabildiğini göstermekti.

Çünkü sahadaki centilmenlik, tribündeki dil ve ekran başındaki bakış açısı birbirinden bağımsız değil. Saygı da saygısızlık da hızla bulaşıyor.

Tek bir doğru duruşun, bütün atmosferi değiştirebileceğini yazdım.

Bu yazı, “küçük bir hareketten ne olur ki?” diyenlere cevaptı.

Sporda kazanmanın her şey olmadığını düşünenler, rekabetin insanlık değerleriyle birlikte var olabileceğine inananlar ve saygıyı hâlâ bir erdem olarak görenler için kaleme alındı.

https://www.sozcu.com.tr/saygi-bulasicidir-p147838

10 - Beyaz önlüklüler — 14.03.2025

Bu yazıda hayatın gerçek kahramanlarını düşündüm; sahada ter döken futbolcular kadar, sahnenin arkasında hummalı bir mücadele veren ama çoğu kez görünmeyen insanlar olduğunu fark ettim.

Özellikle sağlık çalışanlarının, hastanelerde ve acil servislerde gösterdikleri özveri benim için bir çıkarma hattındaki futbolcunun dayanıklılığı gibiydi.

Günlerce süren nöbetlerde, zor koşullarda çalışan doktorlar, hemşireler ve sağlık personeli için kelimelerimi döktüm.

Benim hikâyemin içinde de sağlıkla ilgili bireysel deneyimler var; hastalık, belirsizlik, teşhis arayışı…

Bunu yazarken kendi yaşadıklarımı, gördüklerimi harmanladım ve “beyaz önlüklüler” dediğimiz bu insanlar için bir minnettarlık mektubu yazmış oldum.

Sadece bir teşekkür ya da takdir yazısı değil; onların dünyamızda ne kadar temel bir yer tuttuğunu okura göstermekti niyetim.

Bu yazı, başarı hikâyelerinin perde arkasına bakmak isteyenler içindi.

https://www.sozcu.com.tr/beyaz-onlukluler-p150593

11 - İcazet — 26.03.2025

Bu yazıda sporda karar alma mekanizmalarının ne kadar bağımsız olduğu sorusunu sordum.

Kimin konuşabildiği, kimin susturulduğu, kimin alkışlandığı, kimin hedef gösterildiği üzerinden bir tablo çizdim.

Gerçeklerin değil, izin verilenlerin konuşulduğu bir düzeni ele aldım.

Bu yazı, haksızlık ve çifte standarda rağmen sesini duyurmaya devam etmek isteyenler, hayatın küçük öğretmenlerini fark edenler ve “doğruyu söyleme cesareti”ni önemseyenler için kaleme alındı.

https://www.sozcu.com.tr/icazet-p155561

12 - Boykotu deldim… — 11.04.2025

Bu yazıyı kaleme alırken kendi içimde uzun süredir süren bir tartışmayı yazıya döktüm: bir süre yazı yazmayı boykot etmiştim çünkü yaşadığımız dönem fedakârlık ve cesaret kadar korku ve baskıların da en yoğun biçimde yaşandığı bir atmosferi işaret ediyordu.

Yazmadığım günlerde dostlarım neden yazmadığımı sordu; ben de “memlekette olumlu bir şey mi var?” sorusunu kendi kendime defalarca sordum.

Birkaç haftalık suskunluk sonrası, gazetecilik mesleğinin yükünü ve sorumluluğunu yeniden düşündüm.

Halkın sesi olmaya çalışan bağımsız medya kuruluşlarına yönelik baskılar, gözaltılar, tehditler benim için hem bir yılgınlık hem de yeniden ayağa kalkma çağrısıydı.

Özellikle meslektaşlarım Murat Ağırel ve Timur Soykan’ın gözaltına alınması ve ardından serbest kalmaları bana boykotu rafa kaldırma kararını verdirdi.

Bu yaşananlar, korkunun değil, hakikatin peşinden gitmenin önemini bana yeniden hatırlattı.

Tepkinin de bir ahlakı olması gerektiğini yazdım.

Bu yazı, tarafsız gazeteciliğe, korkusuzca haber yapmaya ve baskılara rağmen sözünü söylemeye devam etmeyi önemseyenler için kaleme alındı.

https://www.sozcu.com.tr/boykotu-deldim-p161773

13 - Cinayete teşebbüs — 22.04.2025

Bu yazıyı kaleme almama sebep olan şey, hamile bir sporcunun karnındaki bebeği açık risk altındayken maça çıkmasının bazı gazeteler tarafından “kahramanlık” olarak sunulmasıydı.

Ben tam da bu noktada durup itiraz ettim. Çünkü burada alkışlanan şey cesaret değil, bilimsel gerçeklerin ve insan hayatının göz ardı edilmesiydi.

Yazıda, gebelik sürecinde yoğun fiziksel temasın ve stresin anne ve bebek üzerindeki tıbbi risklerine dikkat çektim.

Bilimin uyarılarını görmezden gelip bu davranışı yüceltmenin, topluma son derece tehlikeli bir mesaj verdiğini vurguladım.

Sporcuların bedenleri üzerinden üretilen bu “fedakârlık hikâyelerinin”, aslında normalleştirilen bir sorumsuzluk olduğunu anlattım.

Aynı zamanda meseleyi etik ve sosyolojik bir yerden ele aldım: Medyanın, insan hayatını riske atan davranışları örnek göstererek özellikle gençler ve sporcular üzerinde nasıl yanlış bir rol modeli yarattığını sorguladım.

Bir kadının, hele ki hamile bir kadının, kendi bedeni ve çocuğu üzerindeki baskının alkışla pekiştirilmesine itiraz ettim.

Bu yazı, kahramanlık söylemi adı altında insan hayatının değersizleştirilmesine karşı bilinç oluşturmak, bilimi merkeze almak ve sporda alkışlanması gereken şeyin fedakârlık değil sağduyu olduğunu hatırlatmak için kaleme alındı.

https://www.sozcu.com.tr/cinayete-tesebbus-p165243

14 - Hiçbir başarı tesadüf değildir — 28.04.2025

Bu yazıyı yazarken aklımda hep şu vardı: Başarı basit bir rastlantı değildir. Özellikle Trabzonspor U19 takımının Avrupa arenasında finale uzanan yolculuğu bana, emek, disiplin, istikrar ve karakterin başarı hikâyesini nasıl inşa ettiğini bir kez daha gösterdi.

Ben yazıda, bu genç futbolcuların peşi sıra gelen zaferlerini sadece skorlarla değil, uzun vadeli hazırlık, planlı çalışma ve sistemli altyapı emeğiyle ilişkilendirerek anlatmaya çalıştım.

Saha içindeki mücadele, rakiplerin üst üste yenilgiye uğratılması ve takımın iş disiplininin sonuç üretmesi, bana göre bu başarının tesadüf olmadığını açıkça gösterdi.

Benim için esas olan, sadece bu gençlerin sahadaki performansı değil; aynı zamanda onların arkasında çalışan teknik ekip, altyapı sorumluları ve ailelerin sürece yaptıkları........

© Sözcü