SADECE 3 FİDAN MI?
13 şubat 1972 akşamı, Kırklareli Orduevi’nde nöbetçi, topçu asteğmenim. Askerliğimin son günü, son gecesi. Nöbetçi subayı yazan kolluğumu gururla taşıyarak görevimi yerine getirmeye çalışıyorum.
Polatlı Top ve Füze Okulunda başlayan askerlik görevim, Trakya’nın Kırklareli kentinde sona eriyor o gece. Birkaç günlüğüne Kırklareli’ne gelmiş olan eşim, öğretmen Selma Sümer ve 14 aylık kızım Şirin Sümer’le (28 Aralık 1969) ertesi günü otobüsle Ankara’ya hareket ettik. İkinci kızım Deniz Sümer (12 Nisan 1975) henüz Dünya’da yoktu.
Türkiye, 12 Mart 1971 Askeri muhtırasının, sıkıyönetim uygulamalarının etkisi altındaydı. TBMM vardı, ancak iç huzur, şiddetsiz iletişim ve demokrasi konularında ağır sorunlar yaşanıyordu.
Bu toprakların tarihi, diğer toprakların çoğunda, belki de tümünde olduğu gibi çatışmalar, savaşlar, işgaller, öldürmeler, öldürülmeler ağırlıklı yazıldı. Şiddetin önde olduğu tarih veya tarihleri yaşayan bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923’deki kuruluşundan itibaren demokrasi, kalkınma, eğitim, adalet ve güvenlik konularında çaba gösterilirken korku, kan, ölüm ve gözyaşı dörtlüsü de vahşi işlevini sürdürdü.
Bazı tarihçilerin ve yazarların “Bu topraklarda, farklı kültürler, inançlar ve görüşler barış ve huzur içinde yaşadı” savına asla katılmıyorum. Dünya’nın her yeri ve Anadolu toprakları şu veya bu düzeyde, her zaman şiddetin yakınında veya içinde olmuştur.
Dünya ve Türkiye, öldürmeden veya hapishanelere gerek kalmadan, çatışmasız bir yaşam biçimini sağlamak konusunda ne yazık ki başarısız bir tarihin içinden çıkamamıştır.
Umutlarımızın güçlü yanlarına karşın, günümüzdeki kötü örneklere, ülkeleri yönetenlerin yaptıklarına ve yönetenleri seçenlerin tutumlarına........
