ÇEVRE-DOĞA, HERKESİN KONUSU VE SORUNU…
Yerin üstünde veya altında, suda veya havada yaşayan tüm varlıkların ortak konularının ve sorunlarının olması çok doğal.
Bunların başında, suyu, havası ve toprağı ile çevre-doğa geliyor.
Anayasa’da, genel veya özel yasalarda, genelgelerde veya tüzüklerde özel bir madde bulunmasa bile hiçbir kişi, hiçbir kamu, özel veya yerel yönetim birimi, çevre-doğa ilişkisi bakımından sorumsuz olamaz, olmamalı.
Elbette, bu konuda özel yetkiler ve sorumluluklar taşıyan bazı kamu kuruluşlarının bulunması zorunlu. Ancak, canlı veya cansız denen tüm varlıkları ilgilendiren çevre-doğa konusunda, hiçbir kişi veya kuruluş “Beni ilgilendirmez, benim sorumluluğum yok” diyemez.
Bu sorumluluğa, siyaset, eğitim, sağlık, güvenlik, yargı, adalet, iletişim, dayanışma başta olmak üzere başka konu ve sorunlar da eklenebilir.
Ne yazık ki, konular, yetkiler ve sorumlulukların dağılımı veya yurttaş bilincinin oluşturulması ile ilgili olarak insan soyu, bilimin ve bilimsel ürünlerin gelişmesine karşın başarılı değil. Hatta, çok mu çok başarısız.
Dünya, hayvan dediğimiz canlılar tarafından değil, insan dediklerimiz tarafından kirletiliyor, çok yerde kan ve gözyaşı üretiliyor. Yazılarımı okuyanlar bilir, insan soyunun ortaya çıkışından günümüze değin dökülen kanların ve gözyaşlarının, bir şekilde soluduğumuz havaya, bastığımız toprağa, içtiğimiz tatlı sulara, beslendiğimiz tuzlu sulara karıştığını, buralardan bizlere, hiç görünmeden geri döndüğünü vurgularım.
Şu anda içilen suda, yemekte veya herhangi bir gıda maddesinde, bugün yaşamayan birinin veya birilerinin kesinlikle kanı ve gözyaşları vardır. Şiddet dolu doğal bir miras. Acaba, canlıların başka canlıları yemesi, insanın her yerde ve her zaman yaşadığımız vahşi yanının sürmesi, çok inandığım bu gerçeklere mi dayanıyor?
Nedeni ne olursa olsun, insan soyunun, doğaya ve asla yok edilmemesi gereken doğanın diğer ortaklarına uyguladığı şiddet, kan ve gözyaşı üreterek sürüyor. İnsan soyu için utanç verici,........
