menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KÖPEK Mİ KUYRUĞU SALLIYOR, BİZ Mİ SAVRULUYORUZ

14 0
02.03.2026

Seçim sandığının gölgesi sokağa düşmüşken, aniden patlak veren bir skandal...

İktidar kulislerinde buz gibi bir hava... Ve çare olarak, önümüze bir tabak sıcak yemek gibi sunulan, pikselleri yüksek ama ruhu ölü bir "savaş." 1997 yapımı Wag the Dog (Başkanın Adamları), sadece bir film değil; aslında hepimizin her sabah uyandığı o "kurmaca dünyanın" ilk sarsıcı röntgenidir. Yönetmen Barry Levinson, kamerasını cepheye değil, gerçeğin bir stüdyo köşesinde, sessizce boğulmasına çevirir. Bu, siyasetin bittiği, "gösteri toplumunun" başladığı yerin hikayesidir.

Gündem değişmez, “ gündem İnşa" edilir siyasetin o karanlık ve mahir eli Conrad Brean (Robert De Niro), bize şu acı gerçeği fısıldar…“Mesele ne olduğu değil, insanların neye baktığıdır.” Eğer dikkatleri dağıtmak istiyorsanız, daha büyük bir gürültü koparmalısınız. İşte bu yüzden sahneye bir Hollywood yapımcısı (Dustin Hoffman) çıkar. Çünkü artık bir ülkeyi yönetmek için siyaset bilimi değil, senaryo yazarlığı gerekmektedir. Arnavutluk’ta, kimsenin yerini bile bilmediği o hayali savaş, stüdyonun soğuk ışıkları altında icat edilir. Kucağında beyaz bir kediyle, dumanlar arasından bize bakan o küçük kızın gözleri aslında birer silahtır. O an anlarız ki; gerçek artık tanık olduğumuz bir şey değil, bize "seyrettirilen" bir illüzyondur.

Baudrillard’ın çığlığı ve dijital zindanlarımız düşünür Jean Baudrillard, "Simülasyon" dediğinde, gerçeğin yerini alan o kusursuz kopyalardan bahsediyordu. Filmdeki o tüyler........

© Sonsöz