menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul 1920, Ankara 2026

25 0
10.07.2026

100 yıl önce İngiltere ve Fransa başta olmak üzere İtilaf Devletleri’nin işgal ettiği İstanbul’da yaşananları anlatan tanıklıkları ve o günün ruhunu canlandıran edebi metinleri pek çoğumuz bilir: Halide Edib’den Türk’ün Ateşle İmtihanı, Yakup Kadri’den Sodom ve Gomore, Mithat Cemal Kuntay’dan Üç İstanbul... Aynı zamanda Bilge Criss’in İstanbul’un İşgali başlıklı kitabı ve daha pek çok akademik araştırma, 1918’den 1923’e kadar İstanbul’a hakim olan karanlık tabloyu, bu tabloyu oluşturan kişileri ve olayları anlatır.

Bütün bu eserlerde anlatılan pek çok sahneyi, başka bir dünyada yaşanmışçasına, inanmakta zorlanarak okumuşuzdur. Örneğin, Halide Edib’in şu tanıklığı, işgal İstanbul’unda yaşananlara dair pek az şey bilenlere ilk okuyuşta gerçeküstü görünür:

"Yalnız şu var ki, Müttefik kuvvetleri, küçük bahanelerle, durmadan Türkleri tevkif ediyor, cezalara çarptırıyor ve bazan da Müttefik merkezlerinde fena halde dövüyorlardı. Evler zorla sahiplerinin ellerinden alınıyor, içerdekiler dışarıya atılıyordu."1

"Yalnız şu var ki, Müttefik kuvvetleri, küçük bahanelerle, durmadan Türkleri tevkif ediyor, cezalara çarptırıyor ve bazan da Müttefik merkezlerinde fena halde dövüyorlardı. Evler zorla sahiplerinin ellerinden alınıyor, içerdekiler dışarıya atılıyordu."1

Anadolu’da kurtuluşa giden mücadelenin örüldüğü günlerde, İmparatorluğun başkentinde nasıl olmuş da bu kadar haysiyet kırıcı olaylar yaşanabilmiştir? Bana kalırsa insanı esas dehşete düşüren, işgal kuvvetlerinin tacizleri ve taşkınlıkları değil; işgal yönetiminin işlerini kolaylaştıran, işgali normalleştiren ve ona uyum sağlayan geniş bir işbirlikçi sınıfın varlığıdır. Bu listenin başını hiç kuşkusuz Padişah Vahdettin ve onun kurdurduğu hükümetlerin sorumlu mevkilerinde oturanlar çeker (Bu işgal işbirlikçilerini çok seven Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de burada analım). Başka bir şekilde ifade edecek olursak; İstanbul’un işgalciyle birlikte hareket eden "yerli ve milli" unsurları vardı.

İşgal İstanbul’u tabii ki sadece teslimiyetten ibaret olmadı: Sultanahmet Meydanı’nda toplanan binlerin ve onları işgale karşı direnişe çağıran Halide Ediblerin öfkesi de şehri sarmıştı. Gizliden gizliye Ankara’ya insan ve silah kaçıran yer altı örgütlerinin faaliyetleri sürüyordu. Greve çıkan tramvay işçilerinin direnişi, işgalcinin keyfini kaçırmıştı. İşgale karşı çıkan ya da çıkacağı düşünülen aydınların payına ise tutuklanmalar ve sürgünler düşmüştü. Bütün bunlara rağmen İstanbul’daki direniş, teslimiyeti gölgede bırakacak kadar görkemli olamadı.

İşte, Kurtuluş Savaşı’nın yürütüldüğü şehir olan Ankara’nın başına, 2026 yılında ev sahipliği yaptırılan NATO Zirvesi vesilesiyle tam olarak bunlar geldi.

2026’da Ankara’yı, 1920........

© soL