Baskı ve gaz alıcılıkla yola devam mı?
Burjuvazinin kandırmacalarla, yanılsamalarla, baskılarla süren ilişkiler ağı gereksinmelerine ve çıkarlarına göre zamansal farklılıklar göstererek hemen her konuda sürer. Egemen sermaye sınıfının ve iktidarlarının işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki baskısını ve sömürüyü gizleyen, soyut hak ve özgürlükleri, hukuku ve siyaseti, sosyal devlet ve demokrasiyi kılıf yapan bir ilişki ağıdır kurulan. Boyun eğmeyen, sözünü ve tavrını sakınmayan varsa gelsin baskı…
Öyle bir düzen bağımlılığı kurulur ki hukuk devleti, bağımsız yargı, seçim ve bunlar gibi birçok kurumsallık ve kuralsallık iyi işlerse iyi gidecektir her şey. Kime iyi gideceği, kimin nasıl sömürüleceği sorgulanmaz; zenginlik ve yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik kanıksatılır, sömürü sorgulanmaz. Yargı adalet dağıtırsa her şeyin yolunda gideceği söylenir de adaletli kararlara neden uyulmadığı, adaletsiz kararların kimlere neden verildiği, dahası yargının dayanağı olan anayasa ve hukukun söz ve özündeki eşitsizlikler sorgulanmaz.
Yeni denilenlerin aslında düzen içi yinelemenin, hizaya getirmenin, mülkiyet paylaşım planlarının, meşrulaştırmanın başka renklere bürünmüş maske ya da tabelaları olduğu, aynı zamanda bireysel ve toplumsal heyecan yaratarak gaz alıcılık rolünü üstlendiği tartışılmaz. Anayasa ve yasalar sınıfsal özüne girilmeden dar alanlarıyla tartışmaya açılır ve değiştirilir, siyasi partiler kısır çekişmelerle bölünür, anlatım becerileriyle yeni denilen programlar yazılır, siyaset insanları transfer adı altında nöbet değiştirir; olmadı iç savaşlar ya da savaşlar çıkarılır, olmadı işgaller/göçler ve soykırımlar........
