menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nolan’ın Odyssey’i, Troya’nın hesabı, Erdölenler’in seramikleri

34 0
01.08.2026

Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’nin kitaplarının beyaz-bej kapaklarını “çok satanlar” listelerinde görmek pek alışıldık bir durum değil. Özellikle de Antik Yunan destanlarını. Fakat Christopher Nolan’ın Odyssey’i Türkiye’deki kitap satışlarını da etkiledi. Azra Erhat ve A. Kadir’in yıllar önce çevirdiği Odyssesia ve İlyada destanlarının satışları arttı. İki kitap da belki ilk kez en ön raflarda. İkisi de yeniden basılıyor.

Bugün hayatta olsalar her gün sosyal medyada muhtemelen “naif liboşlar, Anadolulu diyen hainler” diye suçlanacak Mavi Anadolucular yıllar sonra belki de en büyük kültürel zaferlerini bir Hollywood filmi ile elde etmiş oldu.

Gerçi Azra Erhat’ın derdi hiçbir zaman kitaplarının çok satılması olmamıştı. Halikarnas Balıkçısı, Selahattin Eyyüboğlu gibi isimlerle yeni kurulan Cumhuriyet’e yeni bir kimlik kazandırmak istiyordu: Anadoluluk. Cumhuriyet’in yeni kimliğinde İslam ve Orta Asya kadar Hitit’lerden İyonlara, Selçuklulardan Osmanlı’ya uzanan mekânsal bir hikâyeyi sırtlanmışlardı. Sundukları hikâye türdeşlerine göre çok daha kapsayıcı ve derindi. Anadolu’nun binlerce yıllık mirasını üstleniyorlardı. Batı hayranı değillerdi. Tam tersi, evrensel değerleri Batı’nın tekelinden çıkarıp Anadolu kültürü ile yerelleştirmek istiyorlardı. Ne yazık ki hiçbir zaman amaçlarına ulaşamadılar. Geçmişten günümüze “naiflikle” suçlanıp küçümsendiler.

Bugün Odyssey’i en güzel IMAX salonlarında izleyenlerin çıktığı mavi turları onlar icat etmişti. Elbette en sessiz koyu bulmaya, en iyi balığı yemeye odaklandıkları bir Instragram paylaşım maratonu olarak kurgulamamışlardı bu mavi turları. Antik Yunan destanlarının anlatıldığı, destanlarda geçen koyların gezildiği, entelektüel tartışmalarının yapıldığı, Troyalı yiğitlerin anıldığı kültürel yolculuklardı. Azra Erhat’ın en büyük katkısı ise bugünlerde tekrardan okunan Homeros çevirileriydi. Azra Erhat, bu çevirilerden ilki olan İlyada’yı 1957 yılında yayınlamıştı. Çevirinin matbaaya verildiğini ise ilk kez Çanakkalelilere duyurmuştu. Aslında yazdığı mektup bir duyurudan çok teşekkürdü.

Azra Erhat, çeviriye ilham olduğu için Çanakkale’ye teşekkür etmişti. Çanakkale özelinde ise resim öğretmeni Şadiye Erdölen’i uzun uzun övmüştü. Şadiye Erdölen, Azra Erhat’ın yakın dostuydu. Azra Erhat’ı Çanakkale ve Troya ile tanıştırmış, İlyada’yı çevirmesi fikrini aklına sokmuş, ilham olmuştu. Azra Erhat’ın Homeros destanlarını çevirmesini sağlamak Şadiye Hanım’ın Troya için yaptıklarının sadece küçük bir kısmıydı. Şadiye Erdölen, yeni yeni müze ve ören yerine dönüşen, halk ile buluşan Troya’ya yeniden hayat veren kadındı.

Troya’nın modern bir ören yerine dönüşmesi ve turizme açılması için özellikle Demokrat Parti döneminde aktif çaba gösteren Vali Cemal Tarlan ile omuz omuza vermişti. 1955 yılında halka açılan Troya için tanıtım pulları, kartpostallar, afişler tasarlamış, Troya Festivali fikrini ortaya atmış, müzenin tanıtımı için tüm yeteneğini kullanmıştı. Azra Erhat gibi Mavi Anadolucu aydınların ve sanatçıların dikkatini Troya’ya çevirmişti. Geniş sanat çevresini seferber etmişti. En önemlisi, kazı çalışmalarında kentten çıkan çömlekleri ve eserleri incelemiş, hepsinin ölçülerini alarak modellerini çıkarmıştı. Ardından kendi seramik atölyesinde bu eserlerden esinlenerek küçük hediyelik eşyalar üretmeye başlamıştı.

Her birine ayrı bir sanat eseri dikkati vermiş, Troya’nın kimliğini ve hikayesini her bir parçaya yansıtmıştı. Troya’yı ziyaret edenler bu hediyelik eşyaları da satın alacak, Troya’nın hikayesi evlere taşınacaktı. Küçük heykeller, Troya atları, çömlekler. 10 yılda 30 bine yakın hediyelik eşya üretti.

Elbette bu işte tek başına değildi. Müzik öğretmeni eşi Muzaffer Erdölen (dedemin amcası), memleketi Tekirdağ’da bu iş için harıl harıl çalışan amatör bir “fabrika” kurmuştu. Nihal ve Zühal Erdölen (büyük halalarım) küçük evlerinin bahçesinde amcalarının Çanakkale’den Çerkezköy’e getirdiği malzemelerle yengeleri Şadiye Erdölen’in hazırladığı kalıpları kullanarak adeta seri üretime geçmişti.

Rusların işgali, Şadiye Hanım’ın ailesini Bayburt’tan, Erdölenleri ise Deliorman’dan koparmıştı. Doğdukları evleri, ağladıkları mezarları geride bırakanlar yerleştikleri Çerkezköy’ü Troya’nın yeniden doğduğu bir seramik atölyesine çevirmişti. Binlerce yıl sonra ilk kez kapılarını ziyaretçilere açan Troya da bu muhacirler sayesinde misafirlerine sunduğu hediyelik eşyalara kavuşmuştu.

Şadiye Erdölen’in Troya’yı anlattığı binlerce seramik Çerkezköy’de üretildi, Çanakkale’de satıldı, Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı. Kitaplıkları, sehpaları süsledi. Birçok kişi geçmişin pek de farkında olmadan bu seramikleri Azra Erhat çevirilerinin önüne koydu.

Mavi Anadolucular belki yaşarken de vefatlarından sonra yaptıklarının tam karşılığını alamadı. Kimse isimlerini zikretmiyordu. Hatta Azra Erhat’ın Bülbüldere’de Füreya Koral’ın mavi kuş seramiğiyle süslü mezarı düzenli aralıklarla tahrip ediliyor (kim bilir belki de Troya düşmanları hâlâ faaldir), Mavi Anadoluculara “özgüvensiz, naif, hayalperest” sıfatları yakıştırılıyordu.

Her şeye rağmen Mavi Anadolucular, kitaplarıyla, fikirleriyle, bu toprakların hikâyesine olan derin tutkularıyla sessiz bir kültürel hakimiyet elde etmişti.

Bu hakimiyet Mavi Anadolucuların kitaplarının önüne konulan Troya seramikleriyle de popülerleşmişti.

Troya’nın seramikleri, belki az kişinin dahil olduğu elit bir tartışmayı konferans salonlarından, entelektüel mavi turlardan almış; evlerin salonlarına, kitaplıklarına, sehpalarına taşımıştı. Çanakkale’ye yolu düşen zengin-fakir herkes bütçesine göre Troya destanından payına düşeni alıp memleketine götürebiliyordu. Kimi büyük bir çömlek, kimi küçük bir Troya atı.

Şadiye Erdölen ve yeğenlerinin el emeğiyle yapmaya çalıştığını, Christopher Nolan milyon dolarlık bütçesiyle arşa çıkardı. Mavi Anadolucuların hikayesini tüm dünyaya yaydı. Herkese Troya’yı konuşturdu.

Batı medeniyetinin kurucu metinlerinden birini alıp Troya’nın binlerce yıllık hesabını dünün ve bugünün faillerine kesti.

Mavi Anadolu’nun zamanaşımına bırakılan davasını tekrardan açtı.

Popüler bir kültür tartışması başlattı.

Bunun için de ilk önce Homeros’un Odyssey’i eritti, kendi elleriyle yaptığı kalıbına döktü ve destanı adeta yeniden baştan sona yazdı.

Odysseus kimin evine döndü?

Homeros’un Odyssey’i Batı’nın en temel eserlerinden. Sadece Yunanistan’da değil, tüm Batı okullarında derslerde okutulan bir kitap. Nolan da bu kitapla üniversitede İngiliz dili edebiyatı okurken tanışmış. Odyssey içinde barındırdığı etik ikilemler, karakter ve kurguyla üzerine birçok tartışma ve analizin yapılabileceği bir destan.

Her yere çekilebilecek, her görüşe dayanak olabilecek, her ilgi alanını besleyebilecek zenginlikte. Dünyadaki birçok filme, romana, öyküye de dolaylı ve doğrudan ilham olabilecek kadar derin bir zenginlik bu. Bu pek şaşırtıcı değil. Zira bir kahramanın zorlu engelleri aşıp eve dönmesi çok tipik bir hikâye. İşte bunun ilk derli toplu örneklerinden biri de Odyssey.

Nitekim Odysseus’nun yolculuğundaki en önemli kırılım anı da bu. Kendisini yedi yıl boyunca adasında hapseden Kalypso, Odysseus’u serbest bırakması yönünde Zeus’tan talimat alınca kahramanımıza eşi benzeri görülmemiş bir teklif sunar: Ölümsüzlük.

Odysseus, kendisini Ithaca’da bekleyen karısı Penelopeia’dan daha güzel bir tanrıça olan Kalypso ile sonsuza kadar yaşamak yerine acılarla dolu ölümlü bir hayatı tercih etmek pahasına evine dönmek ister.

Ölümsüzlüğü reddederek evine dönmek için yola çıkar.

Ne Kalypso’nun adasına vurana kadar yaşadığı acılar ne de ölümsüzlük teklifi Odysseus’un eve dönme iradesini kırmaya yetmiştir.

Homeros’un destanının en önemli anı bu onursuz teklifin reddedilmesi, sonu ölümle biten ama acısıyla tatlısıyla anlamlı bir hayatın bilinçli bir şekilde tercih edilmesidir.

Odyssey, bu anlamlı hayatın mistik ve bir o kadar da didaktik bir özetidir. Açgözlülüğün sonunun hüsranla bitmesi, bencilliğin bedelinin mutlaka ödenmesi, kibrin her zaman ayağa dolanması. Tanrılar duygularıyla hareket edip, fikirlerini değiştirip, destan boyunca giderek insanileştirilirken, Odysseus her engeli zekâsı ve cesaretiyle aşarak evine geri dönen bir insan olarak kahramanlaşır. Çıktığı yolculuk sonucunda değişir,........

© Serbestiyet