İzlanda’ya 400 senelik borcumuzu nasıl ödedik?
İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir’in NATO Zirvesi için geldiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki şaşkınlığının bir benzerini 400 yıl önce küçük ada ülkesinin güney kıyılarındaki hemşerileri yaşamıştı.
Osmanlı’ya bağlı özerk Cezayir ve Fas’tan yelken açan korsanlar, 1627’in yaz aylarında İzlanda kıyılarına baskın düzenlemişti. Sonradan Müslüman olan Hollandalı denizci Murat Reis liderliğindeki korsanlar köyleri yağmalamış, köle pazarında satmak için İzlandalıları kaçırmıştı. Baskına katılanların birçoğu ya Cezayirli ya da sonradan Müslüman olan Avrupalı denizcilerdi. Osmanlı’nın ise ne baskınlardan bir haberi ne de korsanlar üzerinde bir kontrolü vardı. Fakat İzlandalılar bu baskını tüm Müslümanları tanımlamak için kullanılan “Türk” sıfatıyla tarih kitaplarına not düştü.
Küçük bir ada ülkesi için büyük bir travmaydı. Köyler basılmış, kiliseler yakılmış, karşı çıkanlar katledilmiş, 400 İzlandalı kaçırılmış, köle pazarında satılmıştı. Sadece 50 kişi Danimarkalıların yardımıyla fidye parasını ödeyip özgürlüğüne kavuşabilmiş, ülkesine dönebilmişti. Cezayir’den İzlanda’ya dönenler kahraman gibi karşılanmış, yaşadıklarını kaleme alıp ölümsüzleştirmiş, adayı ürküten korsan baskını nesilden nesile aktarılan kolektif bir travmaya dönüşmüştü.
İzlandalılar savunmasızdı. Bağlı oldukları Danimarka Krallığı isyan çıkmaması için silahlanmalarına izin vermemiş, adanın güvenliğini bizzat üstlenmişti. Protestanların öncüsü Danimarka, Katoliklerce işgal edildiği 30 Yıl Savaşları’yla boğuşurken; İzlanda her türlü saldırıya açık hale gelmişti. Bu güvenlik açığından ilk faydalanan ise Cezayirli korsanlar olmuştu.
Kilise mozaiklerine yansıyacak kadar adayı sarsan korsan baskını, maalesef İzlandalıların Danimarka nedeniyle yenik sayıldığı son talihsiz vaka değildi.
1940’ta Nazilerin Danimarka’yı neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan işgal etmesi üzerine, İngilizler paniğe kapılmıştı. Her ne kadar Danimarka’ya bağlı olan İzlanda’nın özerk yönetimi tarafsızlığını ilan etse de Nazilerin adayı ele geçirmesi İngiltere’nin güvenliği için kabul edilemezdi. İzlanda olası bir İngiltere işgalinde Nazi donanması ve denizaltıları için iyi bir lojistik üs seçeneğiydi.
İngilizler Danimarka işgal edilir edilmez düğmeye bastı. 10 Mayıs 1940 sabah dört sularında, başkent Reykjavik sakinleri tuhaf bir uçak sesiyle yataklarından fırladı. Adaya yaklaşan İngiliz işgal gemilerinden kalkan bir keşif uçağı yanlışlıkla kentin üzerinde alçak uçuş yapmış, şehrin bir avuç sakinini uyandırmıştı. İzlandalıların yolcu uçakları dışında bir uçakları yoktu. Herkes başlarına geleni çözmüştü. Bu sefer adayı basanlar Cezayirli korsanlar değil, İngilizlerdi.
İzlandalıların işgali önceden öğrenmeleri pek bir şey değiştirememişti. Zaten orduları yoktu. İzlanda polisi yaklaşık 1000 kişilik işgal ordusunu limanda karşıladı, adanın tarafsızlığını bozmaya hakları olmadığını, bu yaptıklarının hukuksuz olduğunu söyledi. İngiliz askerleri polislerin uyarılarını dinledi, teşekkürlerini iletti ve adayı işgal etti. İlk işleri Alman büyükelçiliğini basmak ve diplomatları tutuklamaktı. Hiçbir direnişle karşılaşmadılar.
İngilizlerin cephede yükü artınca işgal sırası ABD’ye geçti. ABD askerleri işgal nöbetini İngilizlerde devraldı, adadaki işgalci asker sayısı toplam nüfusun %’ini geçti. Adadaki her iki erkekten biri Amerikan veya İngiliz askeriydi. 50 bin kişilik bu işgal ordusu adanın yapısını değiştirmişti. Yollar, hastaneler yapılmış, yeni işletmeler açılmış, adaya yeni ürünler gelmeye başlamıştı. İşgale yönelik halk desteği de bu yüzden yüksekti. Fakat 50 bin kişilik işgal ordusu sosyal yapısını da yerle bir etmişti.
İzlanda hükümeti, işgal askerleri ve İzlandalı kadınlar arasındaki ilişkileri azaltmak için elinden geleni yapmıştı. İşgale direnme gücü olmayan emniyet güçleri tüm enerjisini bu meseleye harcıyor, İzlandalı kadınları takip ediyor, fişleme listeleri tutuyor, askerlerle kadınların nasıl tanıştıklarına dair raporlar yazıyordu. Pek rahat konuşulamayan bu toplumsal paniğe halk ve hükümet “Ástandið” adını vermişti: İzlanda dilinde “Durum”. Evlilik dışı doğan çocuklar, evlenme vaadiyle kandırılıp terk edilen kadınlar, fuhuşa sürüklenen gençler ve tecavüz vakaları.
Nazilerin cephede güç kaybetmesi ve Danimarka ile arasındaki anlaşmanın sona ermesi vesilesiyle İzlanda, 1944’te referandum ile bağımsızlığını ilan etti. İşgal askerleri adadan çekilmeye başladı. Fakat İzlanda, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle başlayan Soğuk Savaş’tan endişeliydi. Stratejik konumu nedeniyle Sovyetlerin dikkatini çekebilecek bir ganimetti. 1949’da NATO’nun kurucu üyesi oldu. Ordusu olmayan tek NATO ülkesiydi. Bunun üzerine 1951’de ABD ile savunma paktı imzaladı. Keflavik üssündeki Amerikan askerleri adayı koruyacak, bir saldırı olursa İzlanda için savaşacaktı.
Her ne kadar 2006’da ABD Başkanı Bush, Amerikan askerlerini adadan çekip askeri üssü kapasa da İzlanda güvenliğini ABD ve NATO’ya devrederek kendince kalıcı bir çözüm bulmuştu.
NATO üyeliği ve ABD askerleri, İzlanda’nın sadece Sovyetlere karşı kalkanı olmamıştı. İzlanda, Soğuk Savaş döneminde İngiltere ile deniz sınırı meselesi üzerinden karşı karşıya gelmiş. İngiltere’nin İzlanda’nın hak iddia ettiği deniz alanlarında balık avlamasına tepki göstermiş, İngiliz savaş gemileriyle İngiliz balıkçıların ağlarını kesen İzlanda sahil güvenliği sık sık birbirini taciz etmiş, hatta çarpışmıştı. İzlanda, NATO’dan çıkmak ve Amerikan üssünü kapatmak tehdidini savuruncaysa İngiltere, Sovyetlerin etki alanının genişlemesi endişesi........
