Congratulazioni e grazie!
Futbol Milli Takımımız, 5 günde kritik iki maçı aynı skorla kazanarak Dünya Kupası’na gidiyor. Dünya Kupası’na katılmanın a’sı ve b’si yoktur. Fakatı yoktur. Bu bakımdan ne kadar sevinilse yeridir. Sevinildiği kadar kutlamak da gerekir. Burayı uzatmıyoruz.
Genel olarak milli takım futbolcuları çok formda sayılmazlar. Liverpool yenilgisi sonrası bir moral düşmesi yaşanması da normaldi. Montella’nın aday ve maç kadrosu yine büyük bir iştahla ve aynı ezberlerle eleştirildi. Dolayısıyla burayı futbol oynayarak geçmek başlı başına bir teknik direktörlük beceresi de gerektiriyordu. Bu bakımdan Montella’ya ayrı bir sayfa ayrılması gerekir.
Montella, Türkiye’de teknik direktörlük yaptı-kısa süre de olsa. Burada milli takımı sahanın içinde ve dışında yönetmenin hangi güçlükleri yaratacağını biliyordu. Bu bakımdan çoğu kez oldukça rasyonel davrandığını söyleyebiliriz. Şimdi övgü yarışına giren futbol medyasının en ufak bir tökezlemede saldırıya geçeceğinin de bilincindeydi. Yine de İspanya hezimetinden sonra bile kendi çizgisini savundu. Kaldı ki o maçı kazanabileceğimizi sandığı açıktı. Yanıldı.
Montella’nın esas başarısı, hepsi kendi takımlarında iyi olan ve yıldızlaşan ama milli takımda bir türlü bekleneni veremeyen bir yetenekler toplamını, “takım” yapmaktı. Bugün milli takım için herşey söylenebilir ama her futbolcu, kendi........
