RÖPORTAJ | Muhammed Berdibek: Halk hareketi örgütlenmezse rejim Şii-Fars kimliğiyle yoluna devam edecek
Merhabalar. Bugünkü konumuz İran’da yaşanan son gelişmeler, son olaylar. Malumunuz İran’da ciddi protestolar var ve buraya yönelik İran rejiminin şiddetle bir bastırma operasyonu da söz konusu. Ölü sayısının tam rakamı bilinmiyor. Ancak yüzlerin üzerinde bine yakın olduğu hatta ifade ediliyor. Biz bugün İran meselesini konuşacağız. Tabii ki konuyu Muhammed Berdibek’le konuşacağız. Neden? Çünkü Muhammed Bey’in yeni kitabı “Mehdi’den önce Devrimden Sonra İran”. Tabii bir tevafuk oldu. Bu kitabın yayınlanmasının hemen ertesinde İran’daki protesto dalgasıyla karşılaştık. Biz de tam bu tevafuk aslında konuşacağız. Hoş geldiniz.
-Hoş bulduk.
-Muhammet Bey, uzun yıllardır İran çalışıyorsunuz. Gördüğüm kadarıyla İran’da kabaca onar yıllık dönemler var. Yani 79 devriminden 89’a kadar bir devrim dönemi diyebiliriz. İmam Humeyni’nin sağlığındaki dönem. 89’dan 2009’lara kadar görece demokrasi ya da onların ifadesiyle İslami demokrasi dönemi. Yani iki İslamcı kanattan birisini tercih edebileceğiniz bir demokrasi. Ama 2009’dan sonra işler biraz daha değişti gibi. Ve şimdi buraya geldik. 2022’de de Mahsa Emini protestolarıyla yine çalkalanmıştı İran.
İran’ı konuşmak tabii Türkiye için ilginç bir izdüşümü var. Neden? Çünkü bir kesim bir zamanlar biliyorsunuz mollalar İran’a diye slogan atıyordu. Yani laik, anti laik çatışmasının bir sembolüydü İran 28 Şubat sürecinde. Sonra bir kesim İslamcılıkla İran’ı özdeşleştiriyordu. Filistin meselesiyle bir bağı var İran’ın. 12 günlük bir savaş yaşadık geçen yıl. Dolayısıyla İran deyince sadece dünya açısından değil, sadece bölge açısından değil, Türkiye açısından da çok önemli. Siz nasıl bakıyorsunuz? Nasıl başladınız yani bu çalışmaya? Neden İran diye başlayalım isterseniz.
-Ahmedinejad döneminde İran’a gittim. Sonrasında defalarca gittim. Tahran sokaklarında dolaşırken insanların Ahmedinejad yönetiminden ne kadar nefret ederlerse etsin, ne kadar kızarlarsa kızsın. düşünce dünyalarının Ahmedinejat’la aynı olduğunu fark ettim. Suriye hakkında aynı düşünüyorlar. Amerika korusunda aynı düşünüyorlar. Ortadoğu politikalarında aynı düşünüyorlar. Üçüncü dünyacılıkta aynı düşünüyorlar. Yani bu rejimin başarısızlığını değil aslında başarısını gösterir. Yani bir ortak bir kamusal ideolojiler bütünü yaratmış ve bu ideolojiler bütününün tamamına halkını inandırmış ve ben bunu nasıl bunu şeye dönüştürebilirim diye başladım. Teze dönüştürebilirim falan. Sonra bu işin temelinde işte aslında İran’ın kuruluşundan itibaren bayağı reel politik bir devlet olduğunu, belli ideolojileri konjonktürel olarak kullandığını, bahsettiğim ideolojiler İslamcılık, mezhepçilik, milliyetçilik, antiemperyalizm, 3. dünyacılık aklınıza hani bu anlamda ne gelirse. Fakat bunlardan herhangi birinin mesela İslamcı mı? Evet. Filistinci mi? Bence evet. 3. dünyacı mı? Bence evet. Antiemperyalist mi? Evet. Ancak bunlardan herhangi biri Şii Fars kimliği denen bütünleşik kimlikte çatışırsa Şii Fars kimliği tercih edilir. Bunun da temelinde Mehdi inancı var.
-Özellikle İrancı İslamcı söylemde yani İslamcılığın malumunuz birçok kolu var ama özellikle İran etkisindeki söylemde en hafifinden şöyle bir anlatı var. Yani İran başta iyiydi de sonradan bozuldu. Ya da zaten diğer İrancı söylem hiçbir şekilde bozulmadı diyor. Yani bugün de onu savunan küçük de olsa bir kesim var. Ama genel yaklaşım bu. Yani İran devrim idealleri vardı. İşte la Şiiye, La Sünniye, İslami Vahdet vs gibi devrimin ilkeleri vardı ama daha sonra yavaş yavaş bozuldu ve uzaklaştı diye bir anlatı da var. Sizce bu doğru mu? Ama siz diyorsunuz ki hayır baştan beri zaten bir böyleydi.
– Evet. Irak İran savaşı daha marjinalleştirmiş olabilir. Rehineler krizi daha marjinalleştirmiş olabilir. Ama Mehdi Bazergan’a bakın şöyle düşünün. Humeynî bu pragmatizmin mimarıdır. Bunun İslami karşılığı maslahat kavramıdır. Humeynî epey maslahatı gözeten bir adam. Bütün konjonktürü ona göre dizayn eden Fransa’daki bütün açıklamalar demokrasi üzerine. Kimseye zulmetmeyeceklerini,
Devrimden sonra gerçekleşecek şey de halkın katılımına önem vereceklerini. Çünkü yanındaki bütün adamlar liberal ve milliyetçi. Beni Sadr’ından tutun Bazergan’ın, Sadık Kutbizade’den Ali Şeriati’ye yani İran o çekirdek halka İran Özgürlük Hareketinin, Ali Şeriati’nin de bulduğu ana halkaya sürekli mesajlar veriyor ve bunu bilinçli bir şekilde veriyor. Yarın öbür gün iktidara geldiğinde Batı dünyasına da aynı zamanda bir mesaj. Evet biz demokratik bir kültür yaratmaya çalışacağız ama sizin bildiğiniz manada değil bizim bildiğimiz manada. Devrimi yaptıktan sonra zaten devrim birbirini sevmeyen üç eğilimin İslamcılar, liberal milliyetçiler, solcu Marksistler sevmeyen eğilimin zoraki bir araya gelerek gerçekleştirdiği bir devrim. E devrimden sonra herkesin bir tahayyülü var. İslamcılar Velayeti Fakih’e dayalı bir düzen istiyor. Sosyalistler sosyalist tarzda bir devlet istiyor. Liberaller de demokratik bir cumhuriyet. Bu çatışma kaçınılmaz. Yani zamanla gücünü kademeli bir şekilde ele geçiren ki bunun en büyük fırsatı rehineler krizi. İçeride devrimi pekiştirme. Bu pekiştirme için iki tane kimlik lazım.
Şi Fars kimliği, Velayet-i Fakih Düzeni. Bu ikisine inanmayan herkesi tasfiye ediyor. Mesela liberal cephe milliyetçiliği ama şöyle bir şey Şiilikle orantıyı kurmayanları da tasfiye ediyor. Seküler milliyetçileri de tasfiye ediyor. Yani Şiilik, Farslık, eş değer şeklinde........
