menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erol Güngör’ü anarken onunla anılma ihtiyacı

60 0
26.04.2026

24 Nisan, Erol Güngör’ün ölüm yıldönümüydü. Allah rahmet eylesin. Öğrencileri, takipçileri ve sevenleri tarafından çeşitli etkinliklerle ve güzel yazılmış mesajlarla anıldı ancak bu yıl her zamankinden daha güçlü bir sahiplenme vardı. Hem devlet düzeyinde hem de sivil ve akademik çevrelerde ilgiyle karışık bir sahiplenme ve bir kez de onun üzerinden -bu kez, büyük bir gönül rahatlığıyla!- durduğu yeri belli etme çabası her zamankine kıyasla daha belirgindi.

Erol Güngör’ü anarken, onun gerçekten yapmak istediklerini kendi fikirlerinden hareketle anlatmak yerine bir biçimde onunla birlikte anılmak da belli ki fazlasıyla rahatlatıcı ve ayırdediciydi; anlaşılan Erol Güngör’le anılmak yalnızca karşı cenahtakilere değil kendi çevrelerine karşı da farklılığını ortaya koymayı, altına imza atılamayacak işlerin tersten bir söylenişini içeriyordu. Geçmişin büyük isimlerini anmakta her zaman böylesi bir şimdi söylenemeyen ve yapılamayanların yarattığı tahassürün gizli ağıdı vardır. Belki de anma, anılma arzusudur, kim bilir! Bu nedenle, onun fikirleri ışığında bugünün gerçek anlamda konuşulmadığı her Erol Güngör anması, gerçekte ne kadar gayretli olursa olsun güzel sözlerin söylendiği birer buluşmadan ve onu bugüne getirmek maliyetli olacağı için onun yerine bizi geçmişe götüren tarihi bir canlandırma ve içinde kendimize de türlü roller vermekten ibarettir.

Meselelerinin kök nedenlerine inmeyi ahlak edinmiş, etrafında olan biten hiçbir şeye kayıtsız kalamamış, ne pahasına olursa olsun sözünü sakınmamış, haksızlıklar karşısında susmamış birini gerçek anlamda anmaktansa onunla anılmak daha kolay olduğu için böyle biraz da. Ya da her şeyden çok hür düşünceye inanmış, düşünceyi hiçbir koşulda siyasete feda etmemek gerektiğine iman etmiş, eleştirel düşüncenin en güzel örneklerinden bazılarını vermiş bir üstat karşısında af dilemek gerektiği için onun adıyla yan yana gelmek vicdani bir rahatlama yaratıyor da denebilir.          

Biraz da bu nedenle, bu yılki genellikle fazlaca yüceltilerek ve erişilmez bir yere konularak -elbette, hak etmediği için değil ama hak ettiğini gereğinden fazla abartarak belirtme arzusu ve ihtiyacıyla!- fazla anlam yüklenmiş mesajlar, bu çevrelerdeki büyük adam ihtiyacının yakıcı bir biçimde devam ettiğini ve onun lafta değil gerçek anlamıyla erişilmez olduğunu gösteriyor. Belli ki Erol Güngör gibi isimler artık yok ve çıkamıyor, tam da bu nedenle, her geçen yıl daha büyük bir ihtiyaçla anılması ve çıkabildiğinin -onunla birlikte anılmak suretiyle!- gazete ilanlarıyla yüksek sesle duyurulması ve bizzat gösterilmesi gerekiyor.

Oysa Erol Güngör’ün en büyük derdi ve davası, ülke meselelerinin üstesinden gelecek bilgide ve birikimde, dünyayı bilen -asla içe kapanık bir ideolojiyle hareket etmeyen!- gerçek anlamda bilimsel düşünebilen ama en önemlisi bunu kendini bilerek, gösterişsiz ve sessizce yapabilen insanların yetişmesiydi. Hatta o kadar ki, üniversitelerin memleket........

© Serbestiyet