menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO’nun sessiz karargâhı Hollanda

8 0
01.07.2026

Lahey’de devlet başkanları güvenliği konuşurken, Rotterdam Limanı’nda vinçler yine durmadan çalışıyordu. Konteynerler indiriliyor, trenler yük alıyor, kamyonlar Avrupa’nın içlerine doğru yola çıkıyordu. Dışarıdan bakınca bu, küresel ticaretin sıradan bir günü gibi görünür. Oysa modern dünyada savaş yalnızca cephede hazırlanmaz. Limanlarda hazırlanır. Demiryollarında hazırlanır. Bütçe görüşmelerinde hazırlanır. Savunma sanayisinin toplantı odalarında hazırlanır.

Türkiye’de NATO Zirvesi yeniden gündemde. Ankara’da yapılacak zirveye doğru gidilirken herkes Türkiye’nin ittifak içindeki rolünü, Erdoğan’ın ne söyleyeceğini, Trump’ın ne isteyeceğini, savunma bütçelerinin ne kadar artacağını konuşuyor. Bunlar elbette önemsiz değil. Ama NATO’yu yalnızca büyük liderlerin fotoğraf verdiği zirve salonlarından okumak, meselenin en önemli tarafını karanlıkta bırakıyor.

Çünkü NATO yalnızca Washington’dan, Brüksel’den ya da Ankara’dan ibaret değildir. NATO, Avrupa’nın limanlarında, karargâhlarında, askeri geçiş yollarında, depolarında, bütçelerinde ve kriz zamanlarında güvenlik adı altında kurulan bütün o sessiz ağlarda yaşar.

Bu ağın en önemli düğümlerinden biri de Hollanda’dır.

Hollanda denildiğinde çoğu insanın aklına bisikletler, kanallar, laleler ve yüksek yaşam standartları gelir. Refah devleti imajı, düzenli sokaklar, sakin şehirler, iyi işleyen kurumlar… Hollanda kendisini dünyaya genellikle böyle gösterir. Avrupa’nın aklı başında, makul, hukuka bağlı ülkelerinden biri olarak.

Ama aynı Hollanda, NATO’nun 1949’daki 12 kurucu üyesinden biridir. Aynı Hollanda, Avrupa’nın en büyük limanı olan Rotterdam’a sahiptir. Aynı Hollanda, Brunssum’daki NATO Müşterek Kuvvet Komutanlığı’na ev sahipliği yapar. Aynı Hollanda, bugün savunma harcamalarını artırma konusunda ittifakın yeni hedeflerine uyum sağlamaya çalışan ülkelerden biridir.

Yani Hollanda küçük bir ülke değildir. Küçük gösterilen stratejik bir düğümdür.

Bu düğümü anlamadan NATO’nun Avrupa’daki gerçek işleyişini anlamak zordur. Çünkü askeri güç yalnızca asker sayısıyla, uçaklarla ya da füzelerle ölçülmez. Bir ordunun nereden geçeceği, tankın hangi limandan ineceği, mühimmatın hangi depoda bekletileceği, askerî araçların hangi demiryolu hattından taşınacağı da savaş kapasitesinin parçasıdır.

Rotterdam bu yüzden yalnızca bir ticaret limanı değildir. Avrupa kapitalizminin ana damarlarından biridir. Malların, sermayenin, enerjinin, hammaddenin ve gerektiğinde askeri yükün hareket ettiği devasa bir kapıdır. Bugün Avrupa’da askeri hareketlilik denilen şey, yalnızca haritalarda çizilen oklar değildir. Liman kapasitesi, köprülerin taşıma gücü, demiryollarının uygunluğu, otoyolların dayanıklılığı, gümrük işlemlerinin hızlandırılması ve sivil altyapının askeri ihtiyaçlara göre yeniden düşünülmesidir.

Bu artık teorik bir tartışma da değildir. Rotterdam Limanı’nda Maasvlakte iki bölgesinin askeri kargo gemilerinin yükleme ve boşaltması, askeri ekipman sevkiyatı ve amfibi tatbikatlar için kullanılmasına dönük planlar bunun somut göstergesidir. Savaş hazırlığı bazen askeri üniformayla görünmez. Bazen bir liman planında, bir terminal kararında, bir demiryolu bağlantısında görünür.

İşte burada Hollanda’nın görünmeyen gücü başlar.

NATO’nun sesi bazen bir savaş uçağının gürültüsü değildir. Bazen sabahın erken saatlerinde çalışan bir vinçtir. Bazen bir lojistik planıdır. Bazen bir liman sahasında ayrılan askeri terminal kapasitesidir. Bazen de güvenlik diye sunulan bütçe kalemidir.

Hollanda’nın çelişkisi de burada yatar. Bir yandan uluslararası hukuk, insan hakları, barış konferansları ve diplomasiyle anılır. Lahey, uluslararası mahkemelerin ve diplomatik kurumların şehri olarak sunulur. Diğer yandan aynı ülke, NATO’nun askeri ve lojistik düzeninde merkezi bir işleve sahiptir. Bir yüzünde hukuk dili vardır, diğer yüzünde askeri planlama. Bir yüzünde barış imajı vardır, diğer yüzünde savaş ekonomisinin soğuk hesabı.

Bu yalnızca Hollanda’ya özgü bir ikiyüzlülük değildir. Avrupa liberalizminin genel karakteridir. Kendi merkezinde hukuk, refah ve demokrasi anlatısı kurar. Kriz bölgelerine, göç yollarına, savaş coğrafyalarına ve kendi işçi sınıfına gelince bambaşka bir yüz gösterir. Güvenlik sözcüğü burada sihirli bir anahtar gibi kullanılır. Devletler güvenlik der, sınırlar sertleşir. Güvenlik der, savunma bütçeleri büyür. Güvenlik der, sosyal harcamalar tartışmaya açılır. Güvenlik der, limanlar ve yollar askeri planlara göre yeniden düşünülür.

Peki bu güvenlik kimin güvenliğidir?

Bu soruyu Hollanda üzerinden sormak, Bosna’ya ve Srebrenitsa’ya bakmadan mümkün değildir.

1995 Temmuz’unda Srebrenitsa, Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilmişti. Bölgede Hollandalı askerlerden oluşan Dutchbat bulunuyordu. Kâğıt üzerinde siviller korunacaktı. Uluslararası toplum oradaydı. BM bayrağı oradaydı. Batı’nın güvenlik vaadi oradaydı.

Srebrenitsa yalnızca 8 binden fazla Boşnak Müslüman erkek ve çocuğun katledildiği yer değildir. Aynı zamanda uluslararası toplum denilen kavramın çöktüğü yerdir. İnsanlara güvenli bölge sözü verilmişti. Fakat o söz, en kritik anda kâğıttan bir duvara dönüştü.

Komuta zinciri vardı.

Burada dikkat edilmesi gereken bir ayrım var. Srebrenitsa’da sahadaki görev doğrudan bir NATO görevi değil, Birleşmiş Milletler’in UNPROFOR misyonuydu. Hollandalı Dutchbat askerleri de bu BM görevinin parçasıydı. Fakat bu ayrım NATO’yu hikâyenin dışına çıkarmaz. Çünkü o gün güvenli bölge vaadi, BM’nin sahadaki zayıf yetkisi ile NATO’nun geciken, sınırlı kalan ve sonucu değiştirmeyen hava desteği arasında sıkışıp kaldı. Srebrenitsa tam da bu sıkışmanın adıdır.

Bu yüzden Srebrenitsa’yı yalnızca Hollandalı askerlerin bireysel yetersizliğine ya da birkaç komutanın kararına indirgemek meseleyi daraltır. Elbette Dutchbat’in rolü tarihsel, siyasi ve hukuki olarak tartışılmalıdır. Hollanda devleti yıllar boyunca bu dosyanın ağırlığıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Mahkeme kararları verildi. Özürler dilendi. Siyasi sorumluluk tartışıldı. Hollanda Yüksek Mahkemesi, 2019’da Potočari’de Dutchbat yerleşkesinde bulunan yaklaşık 350 erkek mülteci bakımından Hollanda devletinin sınırlı sorumluluğunu kabul etti ve bu sorumluluğu tazminat açısından yüzde 10 ile sınırladı. Ama bütün bunlar Srebrenitsa’nın sorduğu daha büyük soruyu ortadan kaldırmadı.

Batı’nın güvenlik düzeni gerçekten kimi korur?

Srebrenitsa’da görülen şey, askeri gücün tümüyle yokluğu değildi. Asker vardı. Silah vardı. Uluslararası........

© sendika.org