menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çerçevenin içi ve dışı!

29 0
11.08.2026

Popüler adıyla “çerçeve”, Kürt hareketinin ifadesiyle “kök” yasa artık kanunlaştı. Ne var ki bu süreçte ortaya çıkan tablo oldukça ilgi çekiciydi. Yasanın içeriğine ilişkin sis perdesi aralandıkça herkes kendi siyasal aynasını çıkardı ve gördüğünü yasa diye anlatmaya başladı.

İktidar, metne serpiştirilmiş “terörün tasfiyesi” söylemini öne çıkararak yasayı kendi dili ve aklı içinde sunmaya çalışırken Kürt Özgürlük Hareketi yasanın eksiklerini, iktidarın diliyle sakatlanmış yanlarını ve yetersizliklerini eleştirerek “bin adımlık yolun ilk adımı” olarak anlam biçti. Buraya kadar garip bir şey yok. Barış masasının iki tarafından gelen açıklamalar, tarafların siyasal pozisyonlarını aşağı yukarı yansıtıyor.

Asıl ilginç olan, kendisini sol, demokrat, aydın, hatta devrimci sosyalist olarak tarif eden kimi kesimlerin farklı yerlerden hareket ederek yine, yeniden aynı büyük keşfe ulaşmaları: “Kandırılıyoruz.”

Sol gösterip sağ vuranlar

Kürtler yine çocuk. Hareketleri yine saf. İktidar yine şeytani derecede hesapçı ve muktedir. Ne kadar da tanıdık değil mi? Ve elbette bütün bunları Kürtlerden daha iyi gören birileri var: Ankara’nın, İstanbul’un, televizyon stüdyolarının, köşe yazılarının ve sosyal medya hesaplarının muktedir ulu“sol” aklı. Bu akla göre Kürt Özgürlük Hareketi, iktidarın oyununa gelmektedir. İktidar sıkışmıştır; bu yasayla ömrünü uzatmak istemekte ve Kürt hareketi de buna ortak olmaktaymış! CHP’nin, şimdi de Yeni Parti’nin bu yasaya destek vermemesi gerekirmiş. DEM Parti’nin ise aklı başına getirilmeliymiş!

Timur Soykan’dan Zafer Arapkirli’ye uzanan ve DEM Parti’ye yöneltilen “Kürt kardeşlerimizi kandırmayın” tonundaki çağrıların ortak paydası şu: Kürt hareketinin ya da halkının ne yaptığını Kürtlerden daha iyi bilen bir akıl vardır. Ve açık ki buradaki sorun yalnızca politik bir yanılgı değil. 

Çünkü Kürt halkının kendi siyasal aklına sahip olabileceğini kabul etmeyen yaklaşım ile “Kürtler için neyin doğru olduğunu biz biliriz” diyen devletçi yaklaşım sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Biri “Sizin adınıza biz karar veririz” derken diğeri “Sizi kandırıyorlar, sizin adınıza biz düşünelim” diyor. Konuyu iktidarın CHP ve devamında Yeni Parti’ye dönük operasyonları üzerinden okuyan kimi ulu ‘sol’cular bu konuda tipik örnekler veriyor. AKP’nin Kürt halkını ve hareketini kandırdığı; gerçek amacın yolun sonuna gelen iktidarın bu yasa aracılığıyla kendisini tahkim ederek yürüyüşüne devam edebileceği bir alan açma niyeti olduğu; önce CHP’nin şimdide Yeni Parti’nin bu yasaya destek vermek zorunda olmadığı hatta olmaması gerektiğini söylediler. (Ör: Timur Soykan). Hatta bu çizgideki bazıları (Ör: Zafer Arapkirli) DEM Parti’ye “Bu çerçeve yasa ve 2024 Ekim'inden beri Bahçeli'nin lokomotiflik yaptığı bu süreç ‘Kürt halkına/milletine/toplumuna’ (adını ne koyarsan koy) ne getiriyor? Ne getirecek? Kime ne getireceğini sen de biliyorsun. Kandırma kendini. Bizi zaten kandıramazsın da. Kürt kardeşlerimizi de” diyerek çağrılar yaptı.

Mesela bir Kürt bu sözlere karşı çıkıp şöyle dese “Türk kardeşim, sol gösterip sağ vuran, süreç karşıtlığını demokrasi kılıfına sokarak aklını karıştırmaya çalışan bu ulu ‘sol’cu AKP’lilere kanma. Kürt hareketi ve Kürt halkı yalnızca kendisi için değil, bütün haklar ve ezilenler için demokrasi istiyor. Bu yasanın demokrasi olmadığını biliyoruz. Eksiklerini, sakatlıklarını ve devletçi sınırlarını ve AKP’nin kendi ikbali için kullanma niyetini de görüyoruz. Ama bu yasa yürürlüğe girerse, yıllardır mücadelelerimizin arasına dikilmiş duvarlardan bazıları kalkacak. Açılan kapıdan yanınıza geleceğiz. Demokrasi mücadelesini birlikte büyüteceğiz. Eşit ve özgür yurttaşların kuracağı demokratik cumhuriyet için mücadelede en kararlı müttefikiniz olacağız. Demokrasi........

© sendika.org