menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pamuk Geçidi şehitleri! 34 yıldır dinmeyen bir acının hikayesi!

6 0
20.04.2026

Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayhan Hamlı, 34 yıl önce Pamuk Geçidinde şehit edilen kardeşi Astsubay İlhan Hamlı ve 4 astsubayın, şehadetlerinin 34. yılında kaleme aldığı yazıda, dinmeyen bir acının hikayesini yazdı.

Pamuk Geçidi şehitlerimizi unutmuyoruz! Şehadetlerinin 34. yılında rahmetle, minnetle dualarımızla bir kez daha anıyoruz.

Yine her yer şehit kokuyor. Geriye dönüp baktığımızda dile kolay tam 34 yıl olmuş. Yer Iğdır-Doğubayazıt devlet karayolu, Pamuk Geçidi mevkii, 18 Nisan 1992 Cumartesi. İçimizdeki şehit acısı, geçen her yıl üstüne koyarak büyümeye devam ediyor. İçimizde, kalbimizde tükenen ya da, azalan bir şehit acısı yok. 

Ömürler tükeniyor, maalesef şehit acıları bitmiyor. Şehit acısının altında kalan yüreği acı dolu cefakar anneler, babalar, eşler çocuklar, kardeşler aziz şehitleriyle, her türlü ihanete rağmen yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Bu süreçte yaşama tutunamayanlar oluyor, yaşama tutunamayan acılı yüreklerin acısı içimizde yara olup devam ediyor. 

Zordur şehit acısıyla yaşamak. Şehit acısının ne kadar çok can yaktığını, tarifsiz olduğunu sadece gerçek anlamda yaşayan bilir. Hissetmek, empati yapmak, paylaşmak başka şeydir. Farkında mısınız ya da, farkında mıyız şehit acısı en çok annelerimizin ruhunu acıtıyor. Her şehit annesi Bedriye annedir. Her şehit annesi, her nefeste biraz daha şehidine yaklaşıyor. Kavuşma günü şehit annelerimizin, tek büyük özlemi ve hayalidir. Her şehidimizin bir yaşanmışlığı ve benzer yaşam gerçeği vardır. En başta anneleri, aileleri ve sevenleri tarafından hiç unutulmaz hiç unutturulmaz. 

Gün gelir o yaşam gerçeği acısıyla tatlısıyla bir efsane olur, Türkiye'nin ve Türk milletinin şehitlik vefa hafızasında sonsuza kadar yerini bulur. Demem o ki şehitler unutulmaz, unutulmamalıdır, ne zaman unutulursa işte o zaman gerçekten ölürler. Şehitlerimize minnettarlığımız, saygımız, sevgimiz, vefa duygumuz  sonsuza kadar baki kalmalıdır.

Türkiye’nin yüzde kaçı Pamuk Geçidi diye bir yerin adından, varlığından iletişim çağının zirve yaptığı günümüzde, o bölgede yaşayanların dışında biliyoruz? 

Elbette Pamuk Geçidi'nin adını yerini bilenler, o yolu kullananlar vardır ama kaç kişi? Ya da Pamuk Geçidi mevkii, Türkiye’de kaç kişinin beynine bir mıh gibi saplanıp, sonsuz kadar takılı kalmıştır? Iğdır il sınırları içerisinde kalan Iğdır – Doğubayazıt devlet karayolu üzerinde bulunan Pamuk Geçidi mevkiinde 18 Nisan 1992 Cumartesi günü, o tarihte Kars ili Iğdır İlçesi Pamuk geçidi mevkiinde yol kesen PKK’lı terörist grup, içinde sivil kıyafetli ve silahsız 4 astsubayın bulunduğu sivil aracı 16:30 civarında durdurmak istemeleri üzerine, süratini artırıp bölgeden uzaklaşmak istemiş, bu esnada bölücü teröristlerin açtığı ateş ve yola dizilen taş barikatlar nedeniyle, araç kontrolünün kaybedilmesine müteakip yol dışına çıkarak, bir kayaya bindirerek durmuştur. 

Araç bu esnada bölücü PKK’lı hainler tarafından ateş altına alınmış ve el bombası atılmıştır. Yaralı dört kahraman Astsubay PKK’lı teröristlerce araçtan çıkarılmalarını müteakip 40-50 metre sürüklenerek, yakın mesafeden otomatik silahlarla açılan ateş sonucu, şehit edilmişlerdir. Hangi savaş kuralında yaralı alınan insanı, kurşuna dizmek meşrudur. O dönemin iletişim şartlarının kısıtlı olması nedeniyle günümüzdeki gibi duyurulamayan ama, hiçbir şekilde de doğu bölgesinin sisli puslu havasının gizleyemediği, çok fazla geciktiremediği 4 Astsubayın şehadet haberi, haber merkezlerine teleks yolu ile, yıldırım hızında ulaştırılmış. Aynı gün o günün (1992) en güvenilir haber kaynaklarından birisi olan TRT televizyonunun, ilk ana haber bültenine bir bomba gibi girmiş (zaten o yıllarda yurtdışından kaçak uydu üzerinden yayın yapan Star televizyonundan başka özel televizyonda yoktu) tüm Türkiye’ye o günün şartlarına göre birkaç saat gecikmeli de olsa, şehit acısı bir  bomba olup düşmüştür. Şimdiki şartlarda olmuş olsaydı sosyal medya üzerinden, anında tüm dünya bu insanlık dışı katliamı şehadet haberini duyar, ayağa kalkardı.

Yine de şehitleri tanıyıp da duyanlar, duymayanlara acı haberi tez elden sabit telefonlarla, yıldırım telgraflarla resmi yetkililerden önce ulaştırmış, 4 şehit evi, 4 ana yüreği büyük bir acıyla, gecenin ilk karanlığında tanışmış, aileler tek bir sözle şehit acısını takdire değer bir metanetle ve çaresizlikle karşılamıştı. Hiçbir şekilde tüm isyanlarına rağmen 'Vatan sağ olsun' demekten asla geri durmamıştır. Hiç alışık olmadıkları şehit acısının yürek yakan acı haberini, TRT televizyonun TRT 1 ve TRT 2 ana haber bülteninden alan, şehitlerin yakınları haberi duyduklarında 'şehit sayısı inşallah daha azdır, yaralı olanlar vardır' umuduyla sabit telefonlara sarılıp ( O yıllarda Türkiye’de cep telefonu kullanılmıyordu) Kars 14'üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı santralına, gecenin bir vakti ulaşıp bir yetkiliden (nöbetçi subayından) haber almaya uğraşsa da, nafile bir uğraş olmuştu. Kimsenin ağzını bıçak açmamıştı. Ama bu garip sessizlik, acı bir gerçeği de gözler önüne seriyordu, kimse acı haberi veren olmak istemiyordu? Kimse 4 Astsubayımız hunharca şehit edildiler demiyordu, diyemiyordu. Herkesin canı gerçekten çok acıyordu. 

Sivil kıyafetli silahsız 4 genç Astsubayın bölücü hainler tarafından hunharca şehit edilmesi, sivil asker herkesi isyan ettiriyordu.

Kimdi 18 Nisan 1992’de Iğdır –Doğubayazıt Devlet karayolunun Pamuk Geçidi Mevkiinde saat 16:30 sularında güpe gündüz yol kesip sivil kıyafetli 4 Astsubayı hunharca şehit ederek hayattan koparan terörist grup?  

Hiç şüphesiz onlar kanlı terör örgütü PKK’nın, eli kanlı gözü dönmüş mensuplarıydı. Hiç tanımadıkları, hiç hayatlarında görmedikleri sivil  ve silahsız 4 genç Astsubayın seyir halindeki araçlarına pusu kurup, yollarını keserek hunharca şehit etmelerinin tek nedeni ise, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olmaları ve her asker gibi o Astsubaylarında içtikleri anda sonuna kadar bağlı olmalarıydı. 

Bölücü teröristler, o tarihte Suriye’de olan teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın verdiği emir ve talimatlarıyla Türkiye’de pusu kurup askerlerimizi, polislerimizi ve sivil vatandaşlarımızı hunharca ve kalleşçe şehit ediyorlardı.  Ülkemizin ve milletimizin bölünmesi için her türlü kalleşliği, katliamı bebek katili Abdullah Öcalan'ın emir ve talimatlarıyla yapan teröristlerin derdi açık ve netti. Ülkemizin bir bölgesinde devlet kurup başka bir bayrağı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Misakı Milli sınırları içerisinde dalgalandırmaktı. Bu yüzden bölge halkını sindirmek, korkutmak için her türlü terör eylemini yapabiliyorlardı. Ama her defasında bölücü teröristler derslerini alıyorlardı. 

Bunun anlamı yeniliyorlardı, dağ başlarında kurda kuşa yem oluyorlardı. Yine de dış güçlerin maşası olmaktan geri durmuyorlardı. Kimi gönüllü, kimi kandırılmış, kimi tehditle zorbalıkla evinden ailesinden koparılıp, dağa çıkartılmış mağaraya tıkılmış eline silah verilerek katliama, sonunda ise ölüme canlı bomba olarak gönderilmişti.

Kars 14’ncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı emrinde görev yaparken Pamuk Geçidi Mevkiinde 18 Nisan 1992’de hunharca Şehit edilen Astsubaylar Naci Yıldırım Nihat oğlu 1968 doğumlu, Mustafa Karaçimen Hasan oğlu 1966 doğumlu, Erkan Iğdır Mikdat oğlu 1964 doğumlu, İlhan Hamlı Ahmet oğlu 1963 doğumlu olup olay günü sivil kıyafetli ve silahsız olarak, bölücü teröristler tarafından pusuya düşürülmüş ve kalleşçe kurşuna dizilmişlerdir. 

Bu suçun adı tam manasıyla insanlık suçudur. Bu suçun resmi kanıtıda 18 Nisan 1992 günü Iğdır Devlet Hastanesinde imza altına alınan Ölü Muayene Otopsi Zaptı’dır.

'Her dört maktül çok sayıda ateşli silah yarasına maruz kalmışlardır. Elde edilen çekirdekler ve yaraların giriş çıkış deliklerin niteliklerine göre kesin olarak uzun namlulu kalaşnikof, simirnof vs. silahlar ile vurulmuşlardır. Teröristlerin kullandıkları silahlara göre kalaşnikof olması  kuvvetle muhtemeldir. Atışların tamamı yakın atışlardır, yani 1,5 ile üç dört metre arasındadır, giriş çıkış deliklerinde barut izi daha doğrusu barut yanığı yoktur. Onun için bitişik atış değildir ancak yakın atıştır.' tesbiti yapılarak devlet hafızasında kayıt altına alınmıştır. 

Bu ağır insanlık suçu teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın emir ve talimatlarıyla hareket eden PKK’lı 19 kişilik terörist grup, tarafından bilerek ve isteyerek planlanarak işlenmiştir. Bu suçun birinci dereceden faili teröristbaşı Abdullah Öcalan’dır. Bunları acılarımız tazelensin diye değil, hiçbir ayrıntı arşivde unutulmasın diye anlatıyorum ve hatırlatıyorum. Bu millet uyutulup, bu milletin ödediği en ağır ve en büyük bedeller unutturulursa, neleri kaybedebileceğimizi düşünemiyorum bile! Bu tarihi bir hatırlatma olarak tekrar tekrar kayda geçsin diye istiyorum, istiyoruz. Teröristbaşı Abdullah Öcalan, bugün artık suçu sabit, cezası onanıp kesinleşmiş gerçek bir hükümlü olmasına rağmen niye muhatap alındı, alınıyor? 

Niye İmralı’dan bugün bile bölücü terör örgütüne emir ve talimat göndermesine müsaade ediliyor? Bu durumda kamu vicdanı, hiç sızlamıyor hiç yaralanmıyor mu? Şehitlerimizin ödediği ağır bedel ne oluyor? Pamuk Geçidi şehitlerimizin 34. sene-i devriyesinde bunları sormak zorunda bırakıldığımız için, elbette üzgünüz? Biz şehit yakınlarına bunları düşündürmeye, bunlarla yoğun bir şekilde yormaya kimin ne hakkı var?

Sevgili şehitlerimiz; Annelerimizin, annemizin, annesinin, Türk Milletinin mavi gözlü paşası Astsubay İstihkam Teknisyen Kıdemli Üstçavuş İlhan Hamlı, annen Bedriye Hamlı, abin Ayhan Hamlı ve sizi sevenlerin tamamı, yani hepimiz dün olduğu gibi bugünde özlemle, rahmetle, dualarımızla ve minnetle şehadetinizin 34. yılında, sizleri ve tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, saygıyla ve dualarımızla andık ve anıyoruz. Unutmadık ve unutturmuyoruz.

Aziz şehitlerimizin 34. sene-i devriyesinde, şehidimiz Astsubay İlhan Hamlı’yı ve onunla birlikte Pamuk Geçidinde şehadet şerbeti içtikleri, silah arkadaşları Astsubaylar Erkan Iğdır, Mustafa Karaçimen ve Naci Yıldırım’ı unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı bir kez daha Samsun Asri Mezarlık şehitliğindeki şehidimiz Astsubay İs.Tkns.Kd.Üçvş. İlhan Hamlı’nın kabri başında, dualarımızla anarak gösterdik. 

Bugün şehit acımız yine içimize, yüreğimize sığmadı. Aziz şehitlerimizin bir şehadet yıldönümünde daha biz sustuk, gök delindi, her yer gözyaşı oldu. Biz yine dimdik ayaktayız. Vatan sağ olsun. Başka ne diyelim!


© Samsun Kent Haber