Yıkıntılar arasında bir ilmek: Yarın hâlâ çocuk
Dünya üzerinde yürümekte zorlandığımız bir zemin gibi titriyor. Ekranlardan yüzümüze çarpan şiddet bazan çok uzaklardan bazan da kendi coğrafyamızın en can yakan köşelerinden evlerimize doluyor, yüreklerimizi dağlıyor. Geçtiğimiz hafta Atatürk’ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği Çocuk Bayramını kutlamaya çalıştık, içimiz buruk. Gözümüzün önünde yükselen şiddet ikliminin sonucu çocuklar hem mutsuz hem gelecekten umutsuz. Küçük omuzlarında, yetişkinlerin bile taşımakta zorlandığı bir dünyanın ağırlığı var.
Farkındayız; dünyada olup bitene karşı gözlerimizi kapatmak bir seçenek değil. Uyanık olmak, acıyı görmek ama o acının içinde kaybolup gitmemek ve acının içinde yükselecek gücü bularak suçluları cezalandırmanın ötesinde sebeplere odaklanıp onları ortadan kaldırmak bizim görevimiz.
Özünde yaşam, her şeyiyle birlikte bir büyüdür. Ancak bu büyü, biz onu yarattığımız şekliyle korumaya cesaret ettiğimiz sürece devam eder.
Peki, bu karanlık tabloda ışığı nerede bulacağız? Bakışlarımızı dünyanın dört bir yanına çevirdiğimizde, umudun aslında "yapılamaz" deneni yapan çocukların parmak uçlarında gizli olduğunu görüyoruz.
On yaşındaki Max Alexander, Mart 2026’da Paris Moda Haftası’nda askeri paraşütleri görkemli tasarımlara dönüştürerek bir savaş artığından umut giysisi dikti. Barışın sesi Suriye’den Bana al-Abed (16) ve Afganistan’dan........
