Evlenirsen Sonun Ceylan Çalışkan Gibi Olur (Zübeyir Gündüzalp)
İnsanlık en mükemmel halini 610-632 yılları arasında kâinatın kendisi için yaratıldığı Hz Mustafa (asm) döneminde Mekke ve Medine topraklarında yaşar. Huzur, güven, sevgi, şefkat, merhamet ve adaletin boy verdiği bu devir Asr-ı Saadet olarak tarihe altın harflerle işlenir. Bundan 13 asır sonra Hz. Mustafa soyundan gelen Bediüzzaman ve sahabe ruhu taşıyan talebeleri vesilesiyle Isparta’nın Barla kasabasında ikinci bir Asr-ı Saadet Dönemi yaşanır. Bu dönem Asl-ı Saadet olarak anılmayı hak eden bir zaman dilimidir.
Güzide sahabelerden Enes Bin Malik, annesi tarafından 622 yılında 10 yaşında Hz. Mustafa’ya hizmet etmek üzere hediye edilir. Bundan dolayı “Hâdim-i Nebevî” (Peygamberin Hizmetkârı) ünvânını alır. Efendimiz ile birlikte bütün savaşlara katılan Hz Enes, Sevgili’nin (sav) toprağı üzerine çektiği 632 yılına kadar on yıl O’nun terbiyesinde yetişir. Son derece zeki ve dirayet sahibi olan Hz. Enes en çok hadis riyavet eden 3. sahabe olur. Dört halife döneminde de mühim vazifeler yaparak onların istişare meclislerinde bulunur. Hadis ve fıkıh alanında dersler verir, birçok talebe yetiştirir. Hz. Mustafa, Hz. Enes’in ömrünün uzun, evlâdının çok, malının bol olması ve cennete girmesi için dua eder. Bu duanın bereketiyle hatırı sayılır derecede mal sahibi olur ve yüzyıldan fazla yaşar; 120 evladını ve torununu dünya gözüyle toprağın bağrına bırakır. Peygamber sevgisi, içini öyle kaplamıştır ki vefatına kadar her gece Efendi’mizi rüyasında gördüğü söylenir. Hz. Mustafa’nın hatırını her şeyin üstünde tutar, son nefesine kadar hatıralarıyla yaşar. Öyle ki Hz. Mustafa’ya ait bir çubuk ve bir saç telini yanından hiç ayırmaz, ölünce bunların kabrine konulmasını ister. Vefat ettiğinde, vasiyeti üzerine çubuk, kefeniyle böğrü arasına, saç teli de dilinin altına yerleştirilir.
Nur Talebesine Dünya Yâr Olmaz Selahâddin Çelebi
Risale-i Nur hizmetinde hasların hayatı Risale’ye aittir. Mümkün olduğunca dünyevi işlerle meşgul olunmamalıdır. Gerekmedikçe evlilik bile yapılmamalıdır. Nur Talebesi Selahâddin Çelebi hapisten çıktıktan sonra evlenmek ister. Bir mektupla Üstad’ın fikrini sorar. Üstad hizmet prensiplerini içeren mektupla cevap verir. Selahâddin Çelebi’yi has dairede gördüğünü belirttikten sonra peder ve validesinin izni varsa evlenebileceğini söyler. Mektubun muhtevasına baktığımızda zımni olarak evliliği onaylamadığı anlaşılmaktadır.[1]
Mektup üzerine harekete geçilir. Üstad’la Afyon’da hapis yatan Sabri Halıcı’nın kızı Nermin Şükriye Hanım’ın uygun olduğu düşünülünce Sabri Halıcı ve Nazif Çelebi tarafından Üstad bilgilendirilir. Üstad onaylayınca evlilik gerçekleşir. Ne var ki yöre, kültür ve kişilik farklılığı yüzünden evlilik ancak beş yıl sürer. 1952 yılında Nermin Hanım, kızı Nilgün’ü de yanına alarak baba evine döner. Üstad boşanma olayına çok üzülür. İlk mektubundaki çekincelerinin gerçekleşmiş olması onu hüzne boğar. Selahâddin Çelebi 1976 yılında Hacca niyetlenir. Nermin Hanım’la helalleşmek için Konya’ya gider. “Ayrılığı benden ziyade sen istedin.” diyerek hafif yollu sitem eder. “Her neyse hakkını helal et…” deyince Nermin Hanım helal eder. Böylece yirmi beş yıl önceki kırgınlık da tatlıya bağlanır.
Hz. Enes’in Çağımızdaki Yansıması Ceylan Çalışkan
Ruhu çekildi çekilecek bu çağa Hz. Mustafa’nın (asm) diriltici soluğunu vermeye azmeden Bediüzzaman’ın etrafında bir çok genç nefes hâlelenir. Abdülkadir Ceylân Çalışkan da bunlardandır. Babası Mehmet Çalışkan, çağın Hz. Geylani’si olması için ona bu ismi verir. 1944 yılında çağın Hz. Geylani’si Emirdağ’ı şereflendirince 15 yaşındaki Ceylan, babası tarafından çağın Hz. Enes’i olması için Bediüzzaman’ın hizmetine verilir. Bediüzzaman onu sahabe şuuru, Hz. Enes ruhu, Hz. Geylani kalbiyle yetiştirmeye çalışır. Hz. Enes gibi çok zeki ve dirayetli olan Ceylan kısa zamanda dikkatleri üzerine çekecek derecede terakki eder.
Bediüzzaman’a göre Ceylan çok kabiliyetli bir gençtir; isterse dünyayı da ahireti de elde edebilecektir. Bundan dolayı dünyaya aldanmaması hususunda onu sık sık uyarma ihtiyacı hisseder. “Ceylan kabiliyetli bir genç. Dünya işini de yapar, ahiret işini de. Fakat onu dünyaya vermeyeceğim. Ceylân, senin hayatın uhrevîdir. Eğer dünyevî olsa pek azdır!” diyerek dünyaya ahiretten daha çok meyletmesi halinde ömrünün az olacağı yönünde ikazlarda bulunur.
1960 yılında Bediüzzaman’ın vefatından sonra İstanbul’a giderek, hizmetine orada devam eder. Bir yandan da minibüs alarak taşımacılık sektörüne adım atar. Kısa sürede işlerini ilerletir. 22 Nisan 1962'de Talia Hanım ile evlenir. Ne var ki 22 Ağustos 1963 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu 33 yaşında toprağa kavuşur.
Bediüzzaman’ın hatırını her şeyin üzerinde tutan Ceylan Çalışkan, Hz. Enes’in Peygamberimizin çubuğunu ve saç telini yanında taşıması gibi Bediüzzaman’ın kendi el yazısıyla yazdığı “Ceylan benim vekilimdir. Nur’a ait işleri benim hesabıma yapar. Said Nursî” içerikli vesikayı daima yanında taşır. Nitekim vefat ettiğinde üzerinden bu vesika çıkar. İşin garip tarafı, şahsına teveccüh edilmesini bekleme arzusuyla kendisine bir pay çıkarmak suretiyle ihlâsını kaybetme endişesi yaşadığından kimseye bu vesikadan........
