menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Risale-i Nur'u İtibarsızlaştırma Planları-2

13 0
20.01.2026

BİR KELİME Mİ, BİR KÜLLİYAT MI; BİR HATA MI, BİR DESİSE Mİ?

“Bu Zamanın En Büyük İhsanı”

Bediüzzaman Said Nursî’nin şu sözü, yalnızca bir tesbit değil; çağımıza yöneltilmiş keskin bir uyarıdır:

Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife; imanı kurtarmaktır. Başkalarının imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.”[1]

Bugün dünyaya baktığımızda; bilgi yağmuru altında fikren susuz kalmış bir insanlık görüyoruz. Herkes konuşuyor, herkes hüküm veriyor, herkes kendi doğrusunu dayatıyor. Ama hakikati arayan gönüller, gürültünün içinde kaybolmuş hâlde. Tam da bu gürültü çağında Üstâd’ın işaret ettiği “en büyük ihsan”ın ne kadar isabetli olduğu ortaya çıkıyor.

Bu asırda din ve İslâmiyet düşmanları, evvelâ imanın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır.”[2] Çünkü toplumların çürümesi, önce iman damarının zayıflamasıyla başlar. Gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Maddi imkânlar artsa da manevi temeller zayıflarsa, insanın iç dünyası boşlukta kalır. Bu boşluk, ya umutsuzlukla ya da aşırılıklarla doldurulur. Bugün gençlerdeki kimlik bunalımından aile bağlarındaki çözülmeye, madde bağımlılığı ve aile sorunları, toplumsal tahammülsüzlükten ruhsal çöküntülere kadar pek çok mesele, aslında imanın hayat verici nurundan, bereketinden mahrum kalmanın sessiz çığlığıdır. Sükûtun çığlığıdır.

Bir metni değerlendirirken yapılan en büyük hata, bütünü bırakıp parçaya takılmaktır. Fakat bundan daha büyük bir hata vardır:

Parça üzerinden hüküm verip, o parçanın hangi cereyan tarafından büyütüldüğünü hiç sorgulamamak üzerine yazımız devam edecektir.

Risale-i Nur gibi yaklaşık bir buçuk milyon kelimelik, Kur’ân merkezli bir iman külliyatı söz konusu olduğunda; birkaç kelime etrafında dönüp “tahrifat” iddiasını ısrarla gündemde tutmak, artık masum bir ilmî hassasiyet olmaktan çıkar. Bu noktada sual değişir:

Bu kadar küçük farklar neden bu kadar büyütülüyor?

Kim, neden ve hangi maksatla bu meseleyi diri tutuyor?

İşte bu yazı, yalnız “ne oldu?” sorusuna değil; “neden özellikle böyle yapılıyor?” sualine de cevap vermek için kaleme alınmıştır.

TAHRİFAT MI, TELİF SÜRECİ Mİ, YOKSA İÇTEN İFSÂD MI?

RİSALE-İ NUR’A ATILAN İDDİALARIN HAKİKAT TERAZİSİ

Bu asırda Risale-i Nur’a yönelen hücumlar, ekseriyetle açık inkâr ve düşmanlık sûretinde değil; bazen “sadakat”, “metin hassasiyeti”, “ilim adına tenkit” perdesi altında gelmiştir. Ve bu bahanelerin ardına saklanarak Risale-i Nur’a bir güvensizlik iklimi oluşturmaya çalışıyorlar.

Bunların en yaygını ise şudur: “Risale-i Nur tahrif edildi.

Bu iddia, zahiren masum bir suâl gibi görünse de; tekrar ediliş tarzı, verilen metin örnekleri ve ısrar derecesi itibarıyla, artık ferdî bir kanaat değil, organize bir şüphe üretimi hüviyeti kazanmıştır.

Evvelâ şu hakikat kat’iyetle tesbit edilmelidir:

Risale-i Nur, menşei gizlenen bir eser değildir. Bilakis daha başta şunu ilan eder:

“Doğrudan doğruya Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın İ‘caz-ı Manevîsinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur Esaslarına dayandığı, Müellif tarafından mükerreren ve musırrane beyan edilmekte…”

Bu beyan, aynı zamanda bir mihenk taşıdır. Çünkü Kur’ân’dan süzülen bir hakikate yöneltilen itham, ister istemez Kur’ânî mizanlarla tartılır.

Hakikî Tahrifat........

© Risale Haber