Risale-i Nur Talebelerinin Şiarı ve Külliyatın Temel Taşı
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri'nin Risale-i Nur Külliyatı, Kur'ân-ı Kerim'in imanî hakikatlerini modern çağın ihtiyaçlarına göre izah eden eşsiz bir tefsirdir. Bu külliyatın en belirgin özelliği, hizmetin ruhunu ve esasını ihlâs üzerine bina etmesidir.
Nur talebeleri için ihlâs, sadece bir ahlâkî fazilet değil; doğrudan şiar yani alâmet, belirgin özellik hükmündedir. Üstad Hazretleri, İhlâs Risalesi adlı eserinde bu gerçeği şu veciz ifadelerle ortaya koyar:
"Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir duâ-yı manevî, en kerâmetli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet ihlâstır."[1]
Bu ifade, ihlâsın Risale-i Nur mesleğinin temel taşı olduğunu açıkça gösterir. İhlâs olmadan ne sadakat kalır, ne uhuvvet, ne de müsbet hareket.
Nur talebelerinin omuzlarına yüklenen ağır vazife –iman ve Kur'ân hizmetinin küllî bir şekilde neşri– ancak ihlâs sırrıyla taşınabilir.
İhlâs'ın Nur Talebeleri İçin Anlamı bu sebeple çok derindir. Risale-i Nur'un dairesine giren bir talebe, kendini "Nur talebesi" olarak tanımladığında, bu ünvanın gerektirdiği en temel vasıf ihlâs'tır.
Üstad, ihlâsı şöyle tarif eder: Amelinizde rıza-yı ilâhî olmalı; eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yoktur. [2]........
