menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kuarklar, Gluonlar ve İlimden Kudrete Yolculuk

21 0
18.07.2026

Bismillah

Bir taş, bir ağaç, bir damla su veya cesedimiz... Katı, sert, somut bir madde. Maddeyi daha da küçük parçalara ayırsak ne buluruz?

Gözle görülebilir parçalar, sonra mikroskopla görülen hücreler, ardından moleküller, daha sonra atomlar, atomun çekirdeği... Ve çekirdeği parçaladığımızda karşılacağımız Kuarklar...

Kuarklar, bugünün fen malumatlarıyla maddenin temel yapı taşlarıdır. Kuarkların en belirgin keyfiyetleri yalnız başlarına bulunmamaları. Hep bir aradadırlar, gruplar halindedirler.

Kuarkları bir arada tutan Gluonlardır.

Gluonlar, adını İngilizce glue (yapıştırıcı) kelimesinden alır. Gluonlar fotonlar gibi kütlesiz bozonlardır. Kütlesiz olduğu için ışık hızında hareket ederler. Gluonlar kuarkları birarada tutan onları yapıştıran kuvveti taşır. Kuarkları birbirinden ayırmaya çalıştıkça, gluonların çekimi daha da güçlenir.

Şimdi bu görünmez bağı daha iyi anlamak için bir sinemavari kare tefekkür edelim:

Üç yakın arkadaş düşünün. Birbirlerine çok bağlılar. Nereye gitseler beraber giderler, birlikte hareket ederler, birbirlerini hiç yalnız bırakmazlar. Onları ayırmaya çalıştıkça bağları daha da güçlenir; birbirlerine daha sıkı sarılırlar. İşte bu üç arkadaş, bir protonun içindeki üç kuarktır. Ve onları bir arada tutan görünmez bağ ise gluondur.

Arkadaşları bir arada tutan görünmez dostluk bağı gibi, gluonlar da kuarkların arasında sürekli gidip gelir ve onları birbirine öyle sıkı bağlar ki, bugünkü fenle bu bağı koparıp tek bir kuark gözlemlemek neredeyse imkânsızdır; çünkü ayırmaya çalıştıkça bağ daha da güçlenir ve yeni kuarklar oluşur. İpe dizilmiş boncuklar gibi... Boncuklar kuarklar, ip ise gluonlardır. İp olmazsa boncuklar dağılır. Fen lisanı ile Gluon olmazsa kuarklar dağılır, madde çöker.

Fizik, kuarkların sahip olduğu özel bir özelliğe renk adını vermiştir. Bunun gözle görülen renklerle hiçbir ilgisi yoktur. Sadece bir isimlendirmedir.

Kuarklar da Üç çeşit renk yükü vardır: Kırmızı, Yeşil ve Mavi.

Her kuark bu renk yüklerinden birine sahiptir.

Kararlı bir parçacık icin bu renk diye isimlendirilen yükler bir araya gelip beyaz yani renksiz bir yük olmalıdır.. Yani kırmızı, yeşil ve mavi kuark bir araya gelmedikçe kararlı bir parçacık oluşmaz.

Kuark ne kadar kaçmaya çalışırsa, gluonlar onu o kadar sıkı tutar. Buna fizikte "renk hapsi" denir.

​Zerrelerin İhtiyacı ve Teslimiyeti hakikatini akla yakınlaştırmak adına bir misal verebiliriz.

​Ahmet kırmızı, Mehmet yeşil, Hasan ise mavi renk yüküne sahip üç arkadaş olsun. Bu üç arkadaş, bir arada olmaktan fıtraten huzur duyar. Eğer Ahmet yalnız kalmak icin gruptan uzaklaşmak isterse, Mehmet ve Hasan hemen peşinden koşar yani gluonlar devreye girer ve onu muhabbetle geri çeker. Ahmet ne kadar uzağa kaçmaya çalışırsa, arkadaşları onu o kadar sıkı tutar. İşte bu, kuarkların renk yükü sebebiyle yaşamak zorunda olduğu zorunlu birlikteliktir.

​Bu üç arkadaşın birlikteliği sistemdeki mekanik bir denge için mi?

​Hayır. Denge, bu güçlü bağın sadece bir sonucudur, sebebi değil.

​Bu birlikteliğin asıl sebebi, varlıklarının devamı için birbirlerine "ihtiyaç" adı verilen bir kanunla bağlanmış olmalarıdır. Bu ihtiyaç onların özüne, yerleştirilmiş ilâhî bir programdır. Bu bağlılık ne onların kendi tercihiyle ortaya çıkmıştır ne de zamanla kazandıkları bir alışkanlıktır. Bu durum, doğrudan doğruya ezelî "Kün" emrinin, onların mahiyetinde somut bir teslimiyete dönüşmesidir.

​Suyun, sıcaklığı sıfırın altına düştüğünde kendi iradesiyle değil, fıtratına yazılan emir gereği donması gibi; kuarklar da "bir arada durun" emrini aldıkları andan itibaren, tercihsiz ve tereddütsüz, yaratılışlarının gereği olarak bir arada dururlar.

​Bir anahtarın kilide, bir tohumun toprağa ihtiyacı nisbeti gibi; kuarklar gluonlara, gluonlar da kuarklara görünmez bir ihtiyaç bağıyla bağlanmıştır. Bu bağ, fıtrat ta dercedilmistir.

Bu fıtratı ve karşılıklı alış-verişi anlamak için uzağa gitmeye gerek yok; kendimize bakabiliriz.

​Ahmet’i düşünelim. Ahmet’in gözle görülen, fiziksel bir bedeni vardır; bir de gözle göremediğimiz, tartamadığımız ama varlığını her an hissettiğimiz ruhu...

​Beden olmadan ruh, bu fiziksel alemde kendini gösteremez, sesini duyuramaz, bir form kazanamaz.

​Ruh olmadan beden ise cansız bir topraktan, hareketsiz bir kalıptan ibarettir.

​Ahmet’in fıtratı, bu iki zıt gibi görünen cevherin mükemmel bir uyumla bir araya gelmesidir. Ne beden ruha üstünlük taslayabilir ne de ruh bedeni hiçe sayabilir.

Kâinattaki zerrelerin birbirine koşturulma sırrını okumak için, Kur'an'ın Güneş için buyurduğu "لِمُسْتَقَرٍّ" (Kendi müstekarrı için...) ayetinin tefsirine bakabiliriz. Üstadım Said Nursi hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder;

“ لِمُسْتَقَرٍّ

manası:

فٖى مُسْتَقَرٍّ لَهَا ِلاِسْتِقْرَارِ مَنْظُومَتِهَا

yani, kendi müstekarrı içinde manzumesinin istikrarı ve nizamı için hareket ediyor. Çünki hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlid eder gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir.” (Sözler 393.sh - Risale-i Nur)

Bu cazibe birbirini çekme, bırakmama manasında alarak hakikate bakacaz.

Kuark denilen zerreler tek başına duramaz. Yaratılış itibarıyla birliktelik onlarda mevcuddur.

Gluon ise bu kuarklar arasında gidip gelen bir bağlayıcı kuvvettir.

Madde dediğimiz şey yalnızca cisimlerin toplamı diye düşünülemez. Birlikteliğin yansıması olarak tetkik edilir. Bu da bize zerre den şemse kadar her şey bir kanun-u Rabbani olan çekim kanunu olarak bilinen cazibe ile birbirine bağlıdır

Kuark ile gluonun yaradılış ihtiyaçlarını ve aralarındaki bu cazibe bağını tam bu noktada ruh-beden münasebetiyle tanımlayabiliriz:

​Kuark fiziksel kılıf, yani maddenin görünür bedenidir; gluon ise o bedeni ayakta tutan, hareket ettiren ve bir arada tutan ruhu gibidir. Ahmet’in ruhunun cesedine olan o fıtri bağlılığı gibi; kuark da gluona, gluon da kuarka ayrılmaz bir ihtiyaç bağıyla kenetlenmiştir.

​Onların fıtratı, bu görünmez imtizaçla mühürlenmiştir. Biri olmadan diğeri tek başına bu şehadet âleminde hüküm süremez. Kuark ve gluon, ihtiyaç nispetindeki imtizaçları sayesinde "bir" olurlar, kararlı bir zerreye dönüşürler.

​İşte bu zorunlu, şevkli ve sarsılmaz birliktelik, onların fıtratıdır. Ve bu fıtrat, doğrudan doğruya ezelî "Kün" emrinin madde dünyasındaki tecellisidir.

Üstadım Said Nursi Hazretlerinin ifadesi ile;

"Ve incizab, iştiyak, ihtiyaç, meyil; Cenab-ı Hakk'ın evamir-i tekviniyesinin, mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler." (Sözler-Risale-i Nur)

​Zerrelerin dünyasındaki çekim, arzu ve yönelimler; doğrudan yaratılış emirlerine gösterilen fıtri birer itaat çekirdeğidir. Bunu kuarkların dünyasında görülür.

​İncizabı; Kuarkları bir arada tutan kâinatın en güçlü nükleer kuvvetidir.

​İştiyakı; Kuarklar birbirinden uzaklaşmaya çalıştıkça, gluonların onları daha büyük bir şevkle ve hızla geri çekmesidir üst kısımda yazdığımız Renk Hapsi.

​İhtiyacı; Tek başlarına var olamayan renk yüklerinin, görünür dünyaya çıkabilmek için beyaz bir bütünde birleşme lazımıdır.

​Meyili; Maddenin dağılıp gitmeden, sürekli kararlı bir düzen kurmaya olan fıtri yatkınlığıdır.

​Ahmet, Mehmet ve Hasan kendi; özlerine nakşedilen bu incizab, iştiyak, ihtiyaç ve meyil ile birbirlerine koşturulurlar. Fizik buna kuantum kuralları der; hakikatte ise ezelî "Kün" emrine zerreler boyutunda verilen bir teslimiyettir.

“Latif su, nazik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itaat sırrının kuvvetini gösterir.” (Sözler 528.sh - Risale-i Nur)

Nazik ve latif olan su, donma emrini yani incimad emrini aldığında demiri parçalayacak kadar güçlü bir kuvvet ortaya koyar. Bu, Allah'ın koyduğu kanuna itaatin ne kadar güçlü olduğunu........

© Risale Haber