menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman hem İblis'e hem Cündioğlu'na cevap veriyor

39 0
03.05.2026

Dücane Cündioğlu'na ait bir kısa video dolaştı geçenlerde nette. Özetle şöyle birşey söylüyordu orada: "Tanrı yoktur!" diyenler değil "Tanrı vardır!" diyenler kanıt getirmek zorundadır. Çünkü, birşeyin varlığını öne süren kişi, o şeyin varlığına dair kanıt getirmek zorundadır. Birşeyin yokluğunu öne süren kişi ise yokluğunu ispat etmek zorunda değildir... Peki acaba bu sahiden hep böyle midir? Adalet hakkında yapılan tartışmalardan aşina olduğumuz üzere, hakikaten de, birisine suç isnad ettiğinizde, o suçu 'iddia sahibi olarak' sizin ispatlamanız bekleniyor. "Müddei iddiasını ispatla mükelleftir." Mesela, birisine "Katilsin!" deseniz, o adam "Değilim!" diye aklanmaya çalışmaz. Siz 'o adamın cinayet işlediğini' ispatlamaya çalışırsınız. En azından bizdeki sistem böyle işliyor. Ve yeterli kanıt bulunmadığında da 'masumiyet karinesi' gereğince berât ettiriliyor. Cündioğlu haklı(!) gibi.

Fakat adalet her zaman böyle mi işler?

"İBLİS'İ İLZAM, şeytanı ifham, ehl-i tuğyanı iskât eden Birinci Mebhas, bîtarafâne muhakeme içinde şeytanın müdhiş bir desisesini, kat'î bir surette reddeden bir vakıadır..." cümlesiyle girilen 15. Söz'ün Zeyli'nde, buna da bir cevap verildiğini düşünüyorum ben. En azından adaletin 'hep bu basitlikte işlemediğini' seziyorum.

Efendim, bahsin başlangıcı, İblis'in şu sualidir: "Sen Kur'ân'ı pek âli, çok parlak görüyorsun. Bîtarafâne muhakeme et, öyle bak. Yani, bir beşer kelâmı farz et, bak. Acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?"

Fakat, mürşidim, bu 'güya tarafsızlık' içinde bir hile olduğuna hidayet edilir: "Hakikaten ben de ona aldandım. Beşer kelâmı farz edip öyle baktım. Gördüm ki, nasıl Bayezid'in elektrik düğmesi çevrilip söndürülünce ortalık karanlığa düşer; öyle de, o farz ile, Kur'ân'ın parlak ışıkları gizlenmeye başladı. O vakit anladım ki, benimle konuşan şeytandır; beni vartaya yuvarlandırıyor. Kur'ân'dan istimdad ettim. Birden, bir nur kalbime geldi, müdafaaya kat'î bir kuvvet verdi. O vakit, şöylece Şeytana karşı münazara başladı."

Burada bir nefes alalım. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri ilerleyen kısımda çok 'göz açıcı' şeyler söyleyecek. Ve Cündioğlu'nun argümanındaki hatayı teşhis etmemizi sağlayacak... "Dedim: Ey Şeytan! Bîtarafâne muhakeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şakirtlerin, dediğiniz bîtarafâne muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bîtaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir. Çünkü Kur'ân'a kelâm-ı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek, şıkk-ı muhalifi esas tutmaktır. Bâtılı iltizamdır, bîtarafâne değildir. Belki bâtıla tarafgirliktir..."

Metinde ilk dikkatimizi çeken şey şu: Bize tarafsızlık gibi sunulan zeminleri 'hakiki tarafsızlık' olarak görmemeliyiz. Tarafsızlık sûretine büründürülmüş (modern tabirle 'objektif olmak' diyelim buna) taraf tutmalar da vardır. Bunlar hakikatte 'bâtılı iltizam'dır, karşı tarafa geçmektir, tarafsızlık değildir. Bizden "Yokluğun değil varlığın ispatlaması lazım!" beklentisi içine girenler de aslında yukarıdakine benzer bir tarafsızlık teklifinde bulunmaktadırlar. Çünkü norm olarak kabul edilmesi gereken........

© Risale Haber