Lütfen, karşınızdakine 'Beni yanlış anladın' demeyin!
Her gün belki onlarca defa, farklı boyutlarda, farklı derinliklerde ‘iletişim kazaları’ yaşıyoruz. Yanlış anlıyoruz, yanlış anlaşılıyoruz, bazen istemeden de olsa meramımızı aşan sözcükler seçiyoruz, pot kırıyoruz, kalp kırıyoruz…
Bunlar, ilk bakışta trafik kazaları kadar ölümcül sonuçlar doğurmuyordur; ama inanın, zaman zaman tetikledikleri feci yıkımlara bakarak iletişim kazalarının da en az trafik kazaları kadar önemsenmeyi hak ettiklerini düşünebiliriz.
Ben, iletişim uzmanı değilim.
Ve fakat her gün ortalama 50 öğrenciyle, 30 veliyle ve 20 öğretmenle; diyebilirim ki günde en az 100 kişiyle profesyonel iletişim kuruyorum. Bunların da yaklaşık dörtte üçünde ‘bir sorunu çözmeye’ eğiliyorum. Çözüm işiyle uğraşmak, her gün onlarca defa bir çözümün ortağı olmak, bunu meslek edinmek hoşuma gidiyor. İşte tam da bu tarafımla, bir yönetici, bir eğitimci olarak size şunu öneriyorum:
Şayet muhatabınızla tatminkâr bir iletişimi kuramadıysanız…
Derdinizi anlatmakta güçlük çekiyorsanız; anlattıklarınızın karşı tarafa ‘intikal etmediği’ hissine kapılıyorsanız…
Eğer sinirlenip dudaklarınızı ısırmaya başladıysanız…
Tam orada durun lütfen!
Kendinize hakim olun!
Sakın o anda karşınızdakine ‘Beni yanlış anladın’ demeyin!
‘Hanımefendi, galiba düşüncemi size tam olarak anlatamadım’ deyin; bunun nezaket açısından hiçbir sakıncası yok. Aksine, özeleştiri yapmanız karşınızdaki insanın iletişim pencereleri size sonunda dek açmasına neden........
