Geçmişte Güreşçilerimize Yapılan Büyük Saygısızlık
1946 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Avrupa Güreş Şampiyonası’na İngiltere, Fransa, İsviçre, İsveç, Finlandiya, Belçika, Çekoslovakya’dan 72 güreşçi katılmıştır.
Türkiye 8 güreşçi ile katılmış olduğu bu şampiyonada 3’ü altın, 2’si gümüş, 2’si bronz olmak üzere toplamda 7 madalya kazanarak Avrupa Şampiyonu olmuştur. Başta İsveç basını olmak üzere bütün Avrupa gazeteleri “Türk’ün Gücü” diye manşetler atarak Türk tarihine atıfta bulunmuştur.
Kurtuluş Savaşı’nın ağır yükünden sonra elde edilen bu başarı ülke halkını gururlandırmış, halkımız ilk defa millî bir başarının hazzını yaşar olmuştur.
Başarıdan sonra ülkemize dönen güreşçilerimizi insanlar ilk önce İstanbul’da daha sonra Ankara’da büyük bir coşku ve gözyaşı ile karşılamış, onları bağrına basmıştır.
25 Aralık günü güreşçilerimizi devlet erkânının kabul törenleri yapılır, ilk olarak Ankara Valisi saat 10 sularında, Başbakan Recep Peker de 11.00’de güreşçilerimizi kabul ederek onlara iltifatlarda bulunur.
Sırada Cumhurbaşkanı İsmet İnönü vardır. Millî sporculardan bazıları Cumhurbaşkanımız bizi 12.30’da kabul edeceğine göre, bunun bir manası olmalı, bu saate bizi çağıran Cumhurbaşkanı hazretleri bizlere Çankaya Köşkü’nde öğlen yemeği vermeyi düşünüyordur diye kendi aralarında konuşmaya başlarlar.
Saat 12.30’da Çankaya’da hazır olan kafileyi iki yaver karşılar ve bir salona alır, hep birlikte beklemeye başlarlar, aradan dakikalar geçmekte fakat ortalıkta kimseler görünmemektedir. Yaklaşık 40 dakika geçtikten sonra bir görevli gelerek, sizleri biraz bekleteceğiz, Cumhurbaşkanı hazretleri yemekteler der. Daha sonra yaver tekrar gelerek, Cumhurbaşkanı hazretleri yemekten henüz kalktılar, bir müddet istirahat (İnönü’nün meşhur olan öğlen uykusu) buyuracaklar dedikten sonra salondan ayrılır.
Ekiptekiler artık Cumhurbaşkanı ile yemek yemenin hayal olduğunu anlarlar, ancak beklemekten başka çareleri yoktur.
Aradan bir saat kadar geçtikten sonra daha önce Cumhurbaşkanının istirahate çekildiğini söyleyen zat tekrar yanlarına gelir ve koltuğa oturur, kafile başkanı çekine çekine acaba daha ne kadar bekleyeceklerini sorduğunda görevli, bilemem, zannedersem Cumhurbaşkanımız kitap okuyorlar, sizleri ne zaman kabul buyuracakları hakkında bir fikrim yoktur, der.
Bu durum karşısında kafile beklemeye devam eder, aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra güreşçilerimiz içeri alınır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü sporcularımızı tebrik eder, onlarla birkaç fotoğraf çekilir. Kafile, daha sonra Çankaya Köşkü’nden ayrılır.
Güreşçilerimiz bu kadar uzun süre bekletilmelerine ve ziyaretin kısa tutulmasına üzülürler.
Ahmet Seven’in “Türk Güreşinin Sembolü Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Yaşar Doğu” adlı eserinde anlattığı bu olay o dönem yönetiminin ata sporumuz olan güreşe bakışını göstermesi için önemlidir.
Yine bu şampiyondan sonra Millî güreşçilerimizi daha acıklı bir son beklemektedir. Avrupa Şampiyonası’ndan zaferle dönen sporcularımızın bazıları Ankara’da devlet kurumlarında çalışmaktadır. Yönetimde bulunan kişiler, sporcularımızın yurt dışında olduğu günleri işe gelmedikleri şeklinde göstererek yevmiyelerini keser ve maaşlarının eksik yatırılmasına neden olurlar.
Efsanevi güreşçimiz Yaşar Doğu, birkaç ay sonra 1947 Prag Avrupa Grekoromen Şampiyonası’nın, 1948 yılında ise Londra Olimpiyatları’nın olduğunu, bu şampiyonaya hazırlık için işinden ayrılıp antrenmana giden arkadaşlarının yevmiyelerinin kesildiğini, bunu yöneticilerine aktardıklarında yönetimin, sizin antrenmana gitmenize engel olmayacağız, ama gittiğiniz günün yevmiyesini keseceğiz dediğini ve bu olaydan sonra ailesinin geçindirmek zorunda olan millî güreşçilerin antrenmana gelmemeye başladığını ifade etmektedir.
Savaştan çıkan bütün milletlerin millî bilinci, dayanışması, yönetici ve halkın bütünleşmesi çok mükemmel olur. Yöneticiler ve halk birbiri ile hızla kaynaşır.
Balkan Savaşı’ndaki yenilgimiz, halkımızda daha büyük bir bilinç oluşturmuş bu bilinç, Çanakkale Savaşı’na etki etmiş, hatta Kurtuluş Savaşı’nın temellerini bile atmıştır. Kurtuluş Savaşı da halkımızda bir bilinç oluşturmuştur. Savaştan sonra gelen güreşteki bu zafer halkımızı mutlu etmesine rağmen o dönem yöneticilerinin bazılarının halk ile aynı duyguyu yaşamadığı görülmektedir.
Hâlbuki Cumhuriyetimiz kurulurken 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gençlere armağan edilmiş, gençlerin spor yapmaları, sağlam bir vücuda sahip olmaları amaçlanmıştır. Galiba o dönemi yönetiminin spor anlayışında güreş fazla yer etmemektedir.
Hangi sebeple olursa olsun Cumhurbaşkanı Sayın İnönü’nün takım hâlinde Avrupa Şampiyonu olan ve milletimizin gönlünde taht kuran güreşçilerimizi salonda bekletip kendisinin istirahat uykusuna gitmesi ve akabinde kitap okuyup onları bekletmesi çok büyük bir ayıp olmuştur.
Türk tarihinin en büyük güreşçisi olan Yaşar Doğu 48 yaşında vefat ettiğinde eşine bir emekli aylığı bile bağlanamamış, hatta İstanbul Belediyesi evine haciz getirmiştir.
Bu durum o dönem için münferit bir yaklaşımdır. Halk ve o dönemin bazı bürokratları Yaşar Doğu’yu çok sevmiş, ona ve diğer güreşçilerimize aşırı hürmet göstermiştir.
Kalp krizi geçiren Yaşar Doğu, dönemin ünlü politikacısı CHP’li Kasım Gülek’in kendisine geçmiş olsun ziyaretine gelmesinden memnun olmamış ve yanındakilere, buraya reklam için geldi, Atatürk öldükten sonra bize sahip çıkmadılar demiştir.
