PISA Sonuçlarının Anlattığı Türkiye
PISA Sonuçlarının Anlattığı Türkiye
PISA Sonuçlarının Anlattığı Türkiye
PISA 2025’in Türkiye tartışmasına önemli katkılarından biri, başarı ve başarısızlık hakkındaki genel hükümleri somut göstergelerle sınamaya imkân vermesi. Aynı yöntem ekonomi, kamu yönetimi ve siyasal kurumlar için de kullanılabilir.
Eylül 2026’da açıklanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçları, Türkiye hakkında son yıllarda yerleşmiş bazı kabulleri yeniden düşünmeyi gerektiriyor. On beş yaşındaki öğrenciler matematikte 462 puanla 463 olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasına ulaştı; okumada 472 puanla 461’lik, fende 494 puanla 482’lik OECD ortalamasını geçti. Türkiye’nin puanı 2022’ye göre matematikte 8, okumada 16, fende 18 puan yükseldi. OECD de Türkiye’yi üç alanda birden ilerleme sağlayan az sayıdaki ülke ve ekonomi arasında gösteriyor.
Bu tabloyu Avrupa Birliği (AB) ile yan yana okumak yararlı. Ancak AB’yi mutlak bir ölçü kabul ederek Türkiye’nin ona ne kadar yaklaştığını hesaplamak, güncel eğilimleri anlamaya yetmiyor. Avrupa, yüksek gelir düzeyi, güçlü kurumsal birikimi ve eğitimli nüfusuyla önemli avantajlara sahip. Buna karşılık düşük büyüme, yaşlanan nüfus, verimlilik kaybı, yüksek enerji maliyetleri ve siyasal parçalanma gibi baskılarla uğraşıyor. Türkiye ise eğitim ve altyapıda belirgin ilerleme gösterirken yüksek enflasyon, beceri uyumsuzluğu, düşük katma değerli üretim ve kurumsal denetim sorunlarını taşıyor. İki tarafın deneyimi, gelişmenin tek bir çizgi üzerinde ilerlemediğini gösteriyor.
Dünya Gerilerken Türkiye Yükseliyor
PISA 2025’te OECD genelinde matematik ve okuma puanları tarihsel olarak düşük düzeylere geriledi. Türkiye ise aynı dönemde üç ana alanda da ilerledi. OECD ortalamasına yaklaşması veya onu aşması, yalnızca başka ülkelerin düşüşünden kaynaklanan istatistiksel bir sonuç değil.
AB içinde de ortak bir eğitim eğilimi yok. Finlandiya ve Almanya gibi uzun süre güçlü eğitim sistemleriyle öne çıkan ülkelerde son PISA döngülerinde kayıplar görülürken Estonya yüksek performansını büyük ölçüde koruyor. Yüksek milli gelir, köklü kurumlar ve güçlü eğitim geleneği, öğrenme sonuçlarını kendiliğinden güvence altına almıyor.
Türkiye PISA’ya 2003’ten beri katılıyor. 2025’te öğrencilerin �’i fende en az ikinci yeterlik düzeyine ulaştı; OECD ortalaması t. Okumada bu oran Türkiye’de v, OECD’de i. Matematikte Türkiye d, OECD e düzeyinde. Bu sonuçlar, Türkiye’de eğitim tartışmalarında sık kullanılan “erişim arttı ama kalite artmadı” hükmünü savunmayı güçleştiriyor. Eğitim sisteminin kapsadığı öğrenci kitlesi genişlerken temel akademik becerilerde de ölçülebilir ilerleme yaşanıyor. Yine de nedensellik konusunda dikkatli olmak gerekiyor. PISA, hükümet politikalarının etkisini tek tek ölçen nedensel bir araştırma sayılmaz. Müfredat, öğretmen niteliği, ailelerin eğitim düzeyi, gelir yapısı, demografik değişim, okul yönetimi ve öğrencilerin yaşam koşulları sonuçlara farklı ağırlıklarda katkıda bulunabilir. Verinin açık biçimde gösterdiği nokta daha sınırlı: Türkiye’de 15 yaş grubunun ölçülen fen, matematik ve okuma performansı uzun dönemde yükselmiştir.
Başarının Sınırı: Problem Çözme ve Eşitsizlik
Aynı sonuçlar ilerlemenin sınırlarını da gösteriyor. Hesaplamalı problem çözmede Türkiye 473 puan alırken OECD ortalaması 500. Bu ölçüm, öğrencinin öğrendiği bilgiyi hatırlamasından çok problemi çözümlemesini, seçenekleri sınamasını, dijital ortamda strateji geliştirmesini ve bilgisini yeni koşullara aktarmasını gerektiriyor.
Fen puanında OECD ortalamasının 12 puan üzerinde bulunan Türkiye’nin hesaplamalı problem çözmede 27 puan geride kalması önemli bir ayrım yaratıyor. Temel akademik becerilerdeki yükseliş, daha karmaşık ve aktarılabilir düşünme becerilerine aynı ölçüde yansımıyor.
Eşitsizlik göstergeleri de daha ayrıntılı bir tablo sunuyor. Sosyoekonomik olarak en avantajlı % ile en dezavantajlı % arasındaki fen farkı Türkiye’de 81 puan; OECD ortalaması 85. Sosyoekonomik köken fen puanlarındaki varyansın Türkiye’de yaklaşık ’unu, OECD’de yaklaşık ’sini açıklıyor. Bu ölçülere göre Türkiye, OECD ortalamasından daha eşitsiz bir eğitim sistemi görünümü vermiyor.
Bunun yanında matematikte sosyoekonomik başarı farkının 2022–2025 arasında anlamlı biçimde genişlediği yalnız üç sistemden biri Türkiye. Ortalama yükselirken başarı dağılımının nasıl değiştiği bu yüzden ayrıca izlenmeli.
Eğitim tartışmasını yalnızca temel yeterlik düzeyine ulaşan öğrenci oranıyla yürütmek artık yetersiz. Üst düzey başarı, problem çözme kapasitesi, sosyoekonomik gruplar arasındaki mesafe ve bilginin yeni durumlara aktarılması da aynı ölçüde önem taşıyor.
Eğitimden Ekonomiye Uzanan Boşluk
PISA sonuçları Türkiye’nin yaklaşık çeyrek yüzyıllık ekonomik dönüşümüyle birlikte düşünüldüğünde daha geniş bir görünüm ortaya çıkıyor. Dünya Bankası verilerine göre reel GSYH 2002–2022 arasında yıllık ortalama %5,4 büyüdü ve reel kişi başına gelir yaklaşık iki katına çıktı. Yoksulluk uzun dönemde belirgin biçimde geriledi. Kamu........
