Çiçekler Açsın Mideniz
Çiçekler Açsın Mideniz
Çiçekler Açsın Mideniz
Kaotik ve sert bir gündemin içinden geçiyoruz; oysa çocukların sağlıklı ve yeterli beslenmesi ertelenebilecek, unutulacak ya da görmezden gelinebilecek bir mesele değil.
Geçen gün karşıma içimi ısıtan bir görsel çıktı. Kucağında bir kese kağıdına sarılı çiçeklerle sokakta bir kadın yürüyor ve kendine şöyle bir öğütte bulunuyor: “Sevgili kendim. Taşıyacağın tek yük, çiçeklerin olsun.”
Bu cümleyi Türkiye’deki çocuklar için söylemeyi ne kadar çok isterdim! Sevgili çocuklar, taşıyacağınız tek yük, çocukluğunuz olsun.
Hatta beraberinde biraz da Didem Madak’ı anarak: “Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım da çiçekler açsın ruhunuz…”
Kaotik ve sert bir gündemin içinden geçiyoruz. Böyle zamanlarda bazı konular ister istemez geri plana düşüyor. Tarihte önemli günler ve haftalar takvim yapraklarında belirdiğinde anımsadığımız gerçeklikler var. Ama ne yazık ki onları da bir sonraki gün unutacak kadar “meşgulüz”.
Oysa çocukların sağlıklı ve yeterli beslenmesi, tek bir güne sığacak, ertelenebilecek, unutulacak ya da görmezden gelinebilecek bir mesele değil.
Dünya çapında kutlanan 12 Mart Dünya Okul Yemekleri Günü, tam da bu nedenle önemliydi: Okulda sunulan bir öğün yemek, yalnızca o günün açlığını gidermekle kalmıyor; çocukların eğitimine, sağlığına ve toplumun geleceğine doğrudan temas eden kalıcı ve kapsayıcı bir etki yaratıyor.
Açlığı azaltmasından hane bütçeleri üzerindeki yükü hafifletmesine, kadınların istihdamından çocukların vitamin ihtiyacının giderilmesine, eğitimde başarıyı ve okula devamlılığı artırmasından yerel ekonomileri desteklemesine kadar okul yemekleri, uzun zamandır çocukların iyi olma haline ve toplumun refahına yapılan stratejik bir yatırım olarak görülüyor.
2024 yılı Mart ayında kurulan ve benim de bir parçası olduğum Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu da bu konunun sürekli gündemde tutulması ve devlet okullarından başlayarak ücretsiz ve sağlıklı bir öğün okul yemeği ve temiz suya erişimin sağlanması için uzun süredir çağrıda bulunuyor.
Beslenme uluslararası siyasetle de yakından bağlantılı. İklim krizine bağlı aşırı hava olayları gıda üretimini sekteye uğratırken, jeopolitik gerilimler ve ticaret kısıtlamaları küresel gıda arzını giderek daha kırılgan hale getiriyor. ABD ve İsrail’in İran’ı vurması ve Hürmüz Boğazı’nın durumundaki belirsizliğin küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini hep birlikte görüyoruz.
Sağlıksız Beslenmenin Sonucu
Beslenme sadece midenin doyması da değil. İşin bir de “sağlıksız” beslenme yanı var. Mevcut eğilimler, 2050 yılına gelindiğinde her üç çocuktan birinin obeziteyle yaşamak zorunda kalabileceğine işaret ediyor.
Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve tip 2 diyabet gibi kardiyometabolik hastalıklar artık dünyada en fazla ölüme yol açan sağlık sorunu haline gelmiş durumda. Bu tablonun arkasındaki en güçlü itici faktör olarak ise obezite gösteriliyor. Ve obezitenin en hızlı yayıldığı yaş aralığı da çocukları içeriyor.
Dünya Obezite Federasyonu’nun yayımladığı son raporu görünce dehşete düştüm. Dünya Obezite Atlası’na göre, Türkiye’de her 3 çocuktan biri ya obeziteyle mücadele ediyor ya da fazla kilolu. 5-19 yaş aralığındaki 19 milyon çocuk arasında 6,8 milyon kadarı obezite riski taşıyor. Bu sayı Almanya’nın 2, Fransa’nın ise neredeyse 4 katına karşılık geliyor.
Türkiye’de kilo kaynaklı hipertansiyonu olan çocuk sayısının ise 512 bin çocuk olduğu, aynı raporda karşıma çıkan bir diğer kritik veri. Türkiye’de karaciğer yağlanması tanısı konan çocuk sayısı ise 1,5 milyona yakın. Evet, yanlış okumadınız: karaciğer yağlanması ve çocuklar! Tüm bunların kamu sağlığı sistemine ciddi bir ekonomik yük getireceği malum.
2027 yılı itibariyle dünya çapında obeziteli çocuk sayısının tarihte ilk kez düşük kilolu çocuk sayısını geride bırakması bekleniyor.
Ultra İşlenmiş Gıda Tüketiminde Artış
Tüm bunlarda sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimin olmayışı temel belirleyici sebep. Hele ki çocukların önemli bir kısmının mikro besin eksikliği yaşadığı, yani temel vitaminleri alamadan büyüdükleri, makarna ve ekmekle kısa süreli tokluk hissine karşın gizli açlık çektiği, bodurluk ve kavrukluk oranlarının oldukça arttığı, gün aşırı et tüketiminin çocuklarda bir lüks haline geldiği düşünüldüğünde, bu eğilim daha........
