İran ve Türkiye’nin Yazgısı Üzerine Uzun Bir Not
İran ve Türkiye’nin Yazgısı Üzerine Uzun Bir Not
İran ve Türkiye’nin Yazgısı Üzerine Uzun Bir Not
İran, Batı sistemine entegre olursa, Washington’un da Batı’nın da bölgedeki seçenek sayısı artar. Seçenek artarsa vazgeçilmezlik azalır, vazgeçilmezlik azalırsa pazarlık gücü erir. Türkiye açısından İran’ın Batı’yla normalleşmesi, bölgesel rekabetin parametrelerini de değiştirir.
Ortadoğu’nun haritası cetvelle çizilmiş gibi görünür uzaktan. Düz çizgiler, keskin sınırlar… Oysa yakından bakınca haritanın aslında “titrediğini” fark edersiniz. Bu coğrafyada sınırlar, sinir sisteminin kılcal damarları gibidir. Bir yerde olan, başka bir yerde hissedilir.
Jeopolitiğin gerçeğine göre devletler yalnızca dağlarla, denizlerle, çöllerle değil, komşularının kaderiyle de çevrilidir. Türkiye ile İran arasındaki ilişki de hiçbir zaman sıradan komşuluk olmadı. İki ülke arasında yüzyıllardır süregelen bir ilişki var, ne tam bir düşmanlık ne de serin bir dostluk. Osmanlı ile Safevi arasında değişen zamana ait olan bu ilişki, anlaşmalardan çok sınırın iki yakasında birbirini izleyen gözlerin hafızasıyla şekillendi. Bu yüzden Ankara’nın İran’a bakışı ideolojik değil, refleksiftir. Ve kanun gibi bir şeydir bu: Refleksler ideolojilerden daha dürüsttür.
1979’da İran’da monarşi devrildiğinde Washington için bu bir müttefik kaybıydı. Batı’nın Ortadoğu’daki ana sütunu çökmüştü. Bu, Türkiye’yi daha “değerli” yaptı ama aynı zamanda daha kırılgan hale getirdi. Jeopolitiğin acımasız yasası devreye girdi. Stratejik değer arttıkça baskı da arttı. Bunu da 1980 Eylül’ünün 12’sinde acıyla anladık. Yani komşunun devrimi Türkiye’ye prestijle birlikte bir travma da getirdi.
Bir Rejim Değişikliğinin Matematiği
1979 devrimi yalnızca bir iktidar devri değildi, bir kimlik inşasıydı. O kimlik, dışarıdan gelen baskıyla içeride daha sert bir çekirdeğe dönüştü. Yaptırımlar halkı eziyor ama öfkenin ana ekseni rejime yerine yaptırımlara yönelebiliyordu. Füzeler düşüyor ama milliyetçilik yükselebiliyordu. Bunu yalnızca propaganda olarak okumak da kolay. Asıl zor olan, travmanın gerçek olduğunu kabul etmek. İran, dış müdahaleleri yaşamış, Musaddık’ın petrolü elinden alınmış, Saddam’ın silahlarını Batı’nın sessizliği eşliğinde soluklamış bir ülkedir. Bu hafıza kuşaktan kuşağa geçiyor ve “rejim değişikliği” ifadesi her duyulduğunda o hafıza yeniden devreye giriyor. Dışarıdan gelen her şey, sistemi genişletmek yerine içerideki yoğunlaşmayı güçlendiriyor.
İran’ı haritada görmek ile İran’a gitmek arasında fark var. Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde, Avrupa’nın dörtte birine denk bir yüzölçümü, kuzeyde Elburz’un karlı sırtları, güneyde Zagros’un dağları, ortada ovaları. Bunlar aynı........
