Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?
Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?
Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?
İnsanlara hem “gel kiracı ol”, hem de “mahiyeti belli değil, kararı biz vereceğiz” demek ne demek? Kanunda ve uygulamasında müphemlik olur mu? İnsanlara akıbeti belirsiz bir imza süreci dayatmak, “Artık senin 50-55 yıldır oturduğun ve arsa üzerinden işgaliye bedeli ödediğin yerler, üzerindeki binalarla birlikte bizim uhdemize geçecek” demek hangi mülkiyet kanununa, hangi zilyetlik hukukuna uyar?
En başta ifade edelim ki bu, bir nevi “açık mektup” formundaki yazıyı uzun bulup, değerli vakitlerini ayırmakta zorlanan yetkililer olacaksa son satırlara bakabilirler. Derdin üreteceği siyasi maliyetin neler olabileceğini, halkın öfkesinin hangi düzlemde olduğunu anlama gayreti gösterecek; haktan, halktan, ahlak ve vicdandan yana olanlar için bu iki paragraf arasında bazı önemli bilgiler mevcuttur. Ve bu bilgiler -şimdilik- hiçbir yerde yer almamaktadır ve maalesef Ankara siyasetinin çoğunluğu henüz meselenin ciddiyetinden habersizdir.
Bu önemli hatırlatmanın ardından konumuza geçelim.
“Vakıflar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 20 Kasım 2025’te kabul edildikten sonra 5 Aralık 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.[1]
Kanun komisyona gelir gelmez ciddi tepkilerle karşılaştı. Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı 20 dakikalık basın açıklamasıyla, kanunun Anayasaya ve yasalara aykırılığına ve “rant merkezli siyasi amaçlarına” değinmişti.[2]
Hakeza, TBMM Genel Kurulu’nda da konuyu tüm vecheleriyle ele aldı.[3] Bunlarla da kalmadı ve vakıfların tarihçesini ve misyonunu anlatıp, yetkililere önceliklerinin yurt dışı vakıflarla ilgili sorumlulukların yerine getirilmesi olması gerektiğine dair yer aldığı bir makaleyi de kamuoyuyla paylaştı.[4]
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Aşıla da benzer uyarıları genel kurulda dile getiren vekiller arasındaydı.[5]
Komisyonda haftalar süren tartışmalar neticesiz kaldı ve kanun yürürlüğe girdi. Bilahare CHP, kanundaki tartışmalı maddelerin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, yaptığı basın toplantısında, Vakıflar Kanununun neden İptal edilmesi gerektiği”ne ilişkin itirazlarını anlattı.[6]
Hem meselenin künhünü geniş siyasi ve hukuki boyutlarıyla ele alan Özdağ’ın konuşması, hem de Gökhan Günaydın’ın CHP belediyelerine yönelik fiili icraatları gündem ettiği vurguları meseleyi anlamak için mutlaka incelenmeli. Kurumların ne hale getirildiği, yönetimlerinin nasıl tek merkezli kılındığı/kılınmaya devam edildiği, sürecin muhalif belediyelerin yetki alanlarının daraltılmasını nasıl hedeflediği, rantın nasıl iştah kabarttığıyla ilgili pek çok çelişki izharı ve soru hem Özdağ’ın hem de Günaydın’ın konuşmalarında yer alıyor.
Yazımızın konusu daha sınırlı ve direkt halkın beka endişelerini ilgilendirdiğinden, mezkur siyasilerin bu alanlara ilişkin vurgularını ve geniş çeperli endişelerini, paylaştığımız linklerden takip etmek üzere okuyucuya bırakıyoruz. Bizim bu kakafonide dile getirmeye çalışacağımız husus, savaş şartlarının geçim sorununu daha da katmerlediği/katmerleyeceği bu safhada, milletin içine sokulacağı darboğazla ilgili.
Kanun Halkın da Böğrüne Saplandı
Konumuz işgalci kiracılar. “İşgalci” terimi kimsenin aklına bir hukuksuzluğu getirmemeli. Bundan 50-60 yıl evvel, Türkiye’nin çarpık sanayileşme döneminde, köyündeki tarla-tabanı satıp büyükşehirlere, kurulan fabrikaların yamaçlarına gelen, devletle muhatap olamadığı için mafyavari çevrelerden barınmak için arazi alan, üzerine maaşlarıyla, binbir emekle, alınteriyle ev/evler dikip, suyunu, elektriğini getirtip, doğalgazını bağlatıp, -bilahare tek taraflı olarak iptal edilen- “tapu tahsis belgeleri”ne sahip olup sonrasında yıllarca mahkemelerde sürünüp, bu süreçte işgaliye ücretlerini aksatmadan ödemeye devam eden, Vakıflar ve bakanlık bu arazilerle ilgili trampaya girdiği takdirde, öncelikli hak sahibi olacak/olması gereken yüzbinlerden, Anayasadaki “zilyetlik hakkı”na çoktan kavuşmuş olsalar da ülkenin ve siyasetin çarpıklıklarının konusu olmuş ama hep kaybetmiş, yarım asırdır istim üzerinde yaşamış, tepesinde hep Demokles Kılıcı sallanmış kitlelerden söz ediyoruz.
Bu hikâyeleri mevcut bölgelerdeki muhtarlar, yerel yöneticiler, belediyeler, il-ilçe başkanları, tapu ve vakıflar konusunda uzmanlaşmış ehil şahsiyetler ve dahi elbette ülkenin en tepesindeki sorumlu hukukçular ve siyasiler çok iyi bilmekteler. Nasıl ve neden çözülemediği sadece empati yapamayanların konusu değil, siyasi pazarlıkların, engellemelerin, rant beklentilerinin, bu bölgelerle ilgili -muhtemel- yaratılacak projelerin zamanının kollanmasının konusu aynı zamanda.
Sadede gelelim. Son çıkan kanunda “5737 sayılı kanuna bir geçici madde eklendiği” ifade edilmektedir. Madde şöyle:
“Geçici Madde 15- Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait taşınmazlarda kiracılık ilişkisi nizalı şekilde devam edenler veya 30/6/2025 tarihinden önce işgalci olanlar ile taşınmazları ticari faaliyetlerde kullanan mevcut kiracılarla; Genel Müdürlüğe herhangi bir borcunun bulunmaması, Genel Müdürlüğe karşı açtıkları davalardan tüm yargılama giderlerini üstlenerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat etmeleri, belirlenecek yeni kira bedeli ve kira şartlarını kabul etmeleri ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvurmaları halinde bu Kanunun 20.nci maddesi kapsamında beş yıla kadar kira sözleşmesi yapılabilir.
Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait taşınmazlarda işgalci olanlardan bu madde kapsamında başvurmayanlar ile Genel Müdürlük tarafından belirlenen sözleşmeyi imzalamayanlar, 2886 sayılı Kanunun 75 inci maddesi uyarınca tahliye edilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Genel Müdürlük yetkilidir.”
Bu maddeye binaen vakıf arazilerinde işgalci olarak on yıllardır ikamet eden sakinlere -ilk bakışta- bir kiracılık statüsü önerilmekte ve 4 Haziran’a kadar aşağıdaki evrakın doldurularak kuruma iletilmesi istenmektedir.
İlk bakışta, işgalci durumundan kiracılık statüsüne geçiş gibi görünen, kurumun gelirlerini artırmak için bir güncelleme yapılacağı intibaı oluşturan bu süreçle ilgili maalesef durumun pek de öyle olmadığı anlaşılmaktadır.
Müphem bırakılan hususların başında, kiracılık başvurusu yapılsa dahi onay makamının “komisyon” olduğu ifade edilmektedir. Yani “kiracı olmaya geldim” deseniz bile; bu statünüzün onaylanmasının hiçbir garantisi yoktur.
Daha vahimi ve konunun bam teli ise şurasıdır: Bu bölgelerde yaşayan insanlara herhangi bir tebligatla bildirilmeyen, kanunda müphem bırakılmış, uygulamada da kurumun önce ser verip sır vermediği, mağdurların bazı vakıf çalışanlarından........
