menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'FED, ECB ve TCMB Karşılaştırması...'

4 0
previous day

Merkez bankaları, çağdaş makroekonomik politikanın en kritik kurumları arasında yer almaktadır.

Fiyat istikrarı, finansal istikrar, istihdam ve uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedefleri arasında denge kurmakla görevli bu kurumlar, hem ulusal ekonomilerin hem de küresel finansal sistemin işleyişini doğrudan şekillendirmektedir.

Bu üç kurum, gelişmişlik düzeyi, yasal mandate, kurumsal bağımsızlık, dışsal kırılganlık profili ve küresel sistem içindeki konumları bakımından önemli farklılıklar göstermektedir.

 FED, dünya rezerv parasını ihraç eden bir ekonominin merkez bankası olarak küresel likidite, sermaye akımları ve risk iştahı üzerinde sistemik etkiye sahiptir.

ECB, ortak bir para birimine sahip heterojen bir para birliği içinde fiyat istikrarını birincil amaç olarak benimseyen bir kurumdur.

TCMB ise yüksek enflasyon geçmişi, dış finansman ihtiyacı, dolarizasyon eğilimleri ve jeopolitik risklere açık bir gelişmekte olan ekonomi bağlamında faaliyet göstermektedir.

1. Para Politikası Yöntemleri ve Operasyonel Çerçeveler

1.1. Federal Rezerv Sistemi (FED)

FED’in yasal mandate’i 1977’den bu yana “maksimum istihdam, istikrarlı fiyatlar ve ılımlı uzun vadeli faiz oranları” şeklinde tanımlanmıştır.

Uygulamada bu, dual mandate olarak adlandırılan maksimum istihdam ile fiyat istikrarı hedeflerinin birlikte gözetilmesini gerektirir. Temel politika aracı federal funds rate’tir. Temmuz 2026 itibarıyla hedef aralık yaklaşık % 3,50-3,75 bandındadır.

Operasyonel çerçeve, açık piyasa işlemleri, faiz koridoru, rezerv bakiyeleri üzerinden faiz (Interest on Reserve Balances), ters repo imkânı, gerektiğinde niceliksel gevşeme veya sıkılaştırma (QE/QT) ve ileriye dönük yönlendirme (forward guidance) araçlarını içermektedir.

Karar alma süreci Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) tarafından yürütülmektedir.

Kararlar yüksek derecede şeffaflık, veri bağımlılığı ve öngörülebilirlik ilkeleriyle alınır. 2025 strateji gözden geçirmesi sonrasında esnek ortalama enflasyon hedeflemesinden daha geleneksel esnek enflasyon hedeflemesine geçilmiş, ancak % 2’lik uzun vadeli hedef korunmuştur.

1.2. Avrupa Merkez Bankası (ECB)

ECB’nin birincil amacı Avrupa Birliği Antlaşması’nda açıkça fiyat istikrarı olarak tanımlanmıştır. 2021 strateji gözden geçirmesinden bu yana simetrik % 2 HICP enflasyon hedefi orta vadede benimsenmiştir. 2025 strateji değerlendirmesinde bu çerçeve teyit edilmiştir.

Temel politika araçları mevduat imkânı faizi, ana yeniden finansman işlemleri (MRO) faizi ve marjinal borç verme faizidir. Temmuz 2026 itibarıyla bu oranlar sırasıyla % 2,25, % 2,40 ve % 2,65 seviyesindedir.

Haziran 2026’da jeopolitik gerilimlerin yol açtığı enerji fiyatı baskıları nedeniyle 25 baz puanlık bir artış yapılmış, Temmuz toplantısında oranlar sabit tutulmuştur. ECB, koridor sistemi, sabit oranlı tam tahsisli yeniden finansman işlemleri, gerektiğinde varlık alım programları ve ileriye dönük yönlendirme kullanılmaktadır.

Euro Bölgesi’nin heterojen ekonomik yapısı nedeniyle politika aktarım mekanizması ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterebilmektedir. Fragmentasyon riski, ECB’nin araç setini ve iletişimini sürekli olarak etkileyen bir unsurdur.

1.3. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)

TCMB’nin temel amacı fiyat istikrarıdır. Politika faizi bir haftalık repo ihale faiz oranıdır ve 2026 ortası itibarıyla % 37 seviyesinde sabit tutulmaktadır. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi % 35,5’tir.

TCMB, klasik faiz kanalının yanı sıra zorunlu karşılıklar, makroihtiyati tedbirler, kredi büyümesi kontrolleri, likidite yönetimi ve sınırlı döviz müdahaleleri gibi çoklu araç setini aktif biçimde kullanmaktadır.

 Kararlar Para Politikası Kurulu tarafından “veri odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı” bir yaklaşımla alınmaktadır. Yüksek enflasyon, dolarizasyon ve dış kırılganlık nedeniyle aktarım mekanizması FED ve ECB’ye kıyasla daha karmaşık ve çok kanallıdır.

1.4. Karşılaştırmalı Değerlendirme

FED ve ECB gelişmiş ekonomi merkez bankaları olarak piyasa temelli ve görece öngörülebilir aktarım mekanizmalarına sahiptir.

TCMB ise yüksek enflasyon ortamında daha müdahaleci bir araç setine ihtiyaç duymaktadır.

ECB’nin çok ülkeli yapısı, politika aktarımında heterojenlik ve fragmentasyon sorunlarını beraberinde getirirken, FED daha homojen bir ekonomide faaliyet göstermektedir.

TCMB’nin araç çeşitliliği, dış şoklara karşı esneklik sağlasa da beklenti yönetimini zorlaştırabilmektedir.

2. Enflasyon Hedefleme Rejimleri

FED, 2012’den beri kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksine dayalı % 2’lik uzun vadeli enflasyon hedefini uygulamaktadır. 2020’de benimsenen esnek ortalama enflasyon hedeflemesi (FAIT), 2025 gözden geçirmesiyle daha geleneksel esnek enflasyon hedeflemesine dönüştürülmüştür.

Hedef simetrik olup, enflasyon beklentilerinin % 2’de çıpalanması temel önceliktir.

ECB, 2021’den bu yana simetrik % 2 HICP hedefini orta vadede benimsemektedir. 2026 projeksiyonlarında jeopolitik gerilimlerin etkisiyle enflasyonun 2026’da % 3,0, 2027’de % 2,3 ve 2028’de % 2,0 seviyesine gerilemesi beklenmektedir. ECB, fiyat istikrarını birincil amaç olarak görür; istihdam ikincil bir değerlendirme unsurudur.

TCMB’nin nihai (orta vadeli) hedefi % 5’tir. Yüksek enflasyon ortamında ara hedefler sistemi uygulanmaktadır: 2026 için % 24, 2027 için % 15, 2028 için % 9’dur.

 2026 yıl sonu enflasyon tahmini % 26 seviyesindedir. Hedef değişken TÜFE’dir. Dezenflasyon sürecinde politika duruşunun ara hedeflerle uyumlu sıkılıkta tutulacağı taahhüt edilmektedir.

FED ve ECB’nin düşük ve simetrik % 2 hedefleri uzun vadeli güvenilir çıpa işlevi görürken, TCMB’nin ara hedefleri dinamik ve güven inşası sürecinin bir parçasıdır. Hedef sapmalarının büyüklüğü ve sıklığı açısından TCMB, diğer iki kurumdan belirgin biçimde ayrışmaktadır.

3. Maliye ve Vergi Politikaları: Ulusal ve Uluslararası Boyutlar

Maliye politikası (kamu harcamaları, bütçe açığı, borç yönetimi) ile vergi politikası (gelir, kurumlar, dolaylı vergiler ve teşvikler) para politikasıyla karşılıklı ve yoğun etkileşim içindedir.

ABD’de vergi ve maliye politikası Kongre ve yürütme organınca belirlenir; FED’in doğrudan yetkisi yoktur.

Genişletici vergi indirimleri veya harcama artışları toplam talebi canlandırarak enflasyonist baskı yaratabilir ve FED’i daha sıkı para politikasına yöneltebilmektedir.

ABD’nin derin hazine piyasası ve rezerv para statüsü sayesinde fiscal dominance riski sınırlıdır. Vergi reformlarındaki belirsizlik ise uzun vadeli faizleri ve enflasyon beklentilerini etkileyebilir.

Euro Bölgesi’nde ECB’nin doğrudan maliye yetkisi bulunmamaktadır. Maliye politikası üye devletlerin yetkisindedir. Ortak para politikası ile ulusal maliye politikaları arasındaki uyumsuzluk, “maliye dominansı” ve “fragmentasyon” risklerini gündeme getirmektedir.

Vergi politikaları üye ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterir; bu durum ECB’nin para politikası aktarımını zorlaştırır. İstikrar ve Büyüme Paktı ile Maastricht kriterleri, maliye disiplinini sağlamaya yönelik kurumsal çerçeveyi oluşturmaktadır.

Türkiye’de maliye ve vergi politikası Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülür ve TCMB ile yoğun etkileşim halindedir.

Dolaylı vergiler (KDV, ÖTV) enflasyon sepetinde önemli yer tutar; artışları kısa vadede enflasyonu yükseltirken, gelir ve kurumlar vergisi düzenlemeleri talebi ve yatırımı etkilemektedir.

Yüksek faiz ortamında kamu borçlanma maliyetlerinin artması, vergi tabanının genişletilmesi ve kayıt dışılığın azaltılması yönünde baskı oluşturmaktadır.

Dezenflasyon programının başarısı, mali disiplin ve öngörülebilir vergi politikasıyla doğrudan bağlantılıdır. Uyumsuzluk........

© Para Analiz