FÖŞ yazdı: Tahvil krizi Türkiye’yi nasıl vuracak?
Ağustos başından bu yana global finans basınında her gün aynı başlık atıldı: ABD (Japon, G-7, İngiliz) tahvil faizleri 20 (5, 10, 25) yıllık zirveye yükseldi. Cuma akşamı da aynı olgu kendini tekrarladı.
FT’ye göre: 32 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili piyasası bu hafta, Başkan’ın ticaret savaşının başlamasından bu yana en sert günlük satış dalgasını yaşadı. Beklenenden güçlü gelen ekonomik verilerin, rekor düzeydeki kamu borcu ve hızla yükselen petrol fiyatlarının yarattığı baskıyı artırmasıyla piyasa, 2024 sonlarından bu yana en kötü aylık performansına doğru ilerliyor.
Küresel ekonomide borçlanma maliyetlerinin temel referanslarından biri olan ABD’nin 10 yıllık Hazine tahvili faizi bu hafta, tahvil fiyatlarındaki sert düşüşle birlikte yüzde 5,2’nin üzerine çıkarak 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. 30 yıllık tahvil faizi ise 2004’ten bu yana ilk kez yüzde 5,5’in üzerine çıktı.
Bu bir kriz mi? İtiraf ederim, değil. Ama başlığı trafik tuzağı olarak da atmadım; tahvil pazarında yaşanan depremi anlatacak başka Türkçe kelime bulmadım. Kriz, ABD, Alman veya Japon devlet tahvili pazarında işlemlerin tıkanması, yani alıcı bulunamaması olur. Bence 2027 yılında böyle bir ihtimal var, özellikle yüksek faize çok kırılgan private credit (gölge bankacılık) veya bölgesel ticari bankalar batmaya başlarsa. Ama şimdi yaşadığımız krizden çok, kriz öncesi deprem fırtınaları.
Yine de makalenin tezi, yüksek tahvil faizi ortamının artık dünyanın kalıcı bir “durumu” haline geldiği ve büyük ekonomilerde çok acılı vergi reformları gerçekleşmediği takdirde, bir noktada krize dönüşeceği. Türkiye’de kamu borcu/GSYH oranı 0’la dünyanın en düşük seviyelerinden birinde. Yine de küresel faizlerin yükselmesi, kur yönetiminden faiz indirimine ve sabit sermaye yatırımına kadar birçok cepheden bizi vuracak.
Önümüzdeki 9 ayda Çin PBOC hariç tüm büyük merkez bankalarının bir değil birkaç kez faiz artırımına gidecek olması kriz olasılığını yükseltiyor. Aynı zamanda tahvil faizlerini de yukarı itiyor, çünkü kısa vadeli faizle 10 ve 30 yıl getiri arasında pozitif bir vade farkı olması gerekiyor. MB’ler faiz artırdıktan sonra, bu vade makasının korunması halinde, tüm dünya için borçlanma kıstası olan ABD 10 yıl vadeli getiri %6’ya kadar yükselebilir.
Okurlar arasında finans bilgisi yüksek olanlar bu teze itiraz edip, FÖŞ’e Fed’in parasal sıkılaşmasının enflasyonu aşağı iterek tahvil faizlerini de düşüreceğini hatırlatacaklar. Belki, ama emin değilim, çünkü........
