Kronik hastalığı olanların yaptığı hata
Bir belirtiyi susturmak, her zaman iyileştirmek değildir.
Bir yerimiz ağrıdığında ağrı kesici alıyoruz. Midemiz yandığında mide ilacına, uykumuz kaçtığında uyku ilacına başvuruyoruz. Tansiyon yükselince düşürüyoruz, kas spazmı olduğunda ise gevşetmeye çalışıyoruz. Bunların hiçbiri yanlış değil.
Modern tıp, özellikle acil durumlarda, enfeksiyonlarda, cerrahide, yoğun bakımda ve pek çok ciddi hastalığın tanı ve tedavisinde insanlığın en büyük kazanımlarından biridir. Bunu tartışmaya açmak bile gereksiz.
Fakat yıllardır kronik hastalarla çalışırken kendime tekrar tekrar sorduğum başka bir soru var: Belirtiyi gördük, peki onu ortaya çıkaran ve sürdürmeye devam eden düzeni yeterince anlayabildik mi?
Bir ağrıyı azaltabilirsiniz. Mide asidini baskılayabilirsiniz. Kas spazmını çözebilirsiniz. Ama hasta bir süre sonra aynı yakınmayla yeniden karşınıza geliyorsa, yalnızca “Neresi bozuk?” diye sormak yetmez. “Bu organizma neden kendi dengesine dönemiyor?” diye de sormak gerekir.
Benim için regülasyon tıbbı tam burada başlar.
İNSAN BEDENİ BİR MAKİNE DEĞİLDİR
İnsan organizmasını birbirinden bağımsız organların toplamı gibi düşünmek kolaydır. Tıp eğitiminde de öğrenmek için bedeni sistemlere ayırırız. Kalbi kardiyolojiye, bağırsakları gastroenterolojiye, beyni nörolojiye, kasları ve eklemleri ise başka bir alana bırakırız. Bu ayrım tanı ve uzmanlaşma için gereklidir. Fakat insan bedeni günlük yaşamda bu sınırları tanımaz.
Bağırsak beyinle, beyin kalple, kalp solunumla, solunum diyaframla, diyafram ise omurga ve postürle sürekli ilişki içindedir. Hormonlar, bağışıklık sistemi, metabolizma ve sinir sistemi birbirinden habersiz çalışmaz.
Bu büyük iletişim ağının önemli düzenleyicilerinden biri otonom sinir sistemidir. Kalbin hızından damar tonusuna, bağırsak hareketlerinden terlemeye, sindirimden stres yanıtına kadar yaşamın farkında olmadan sürdürülen pek çok işlevde rol oynar. Biz uyurken bile organizma çevresindeki değişiklikleri algılar, yanıt verir, uyum sağlamaya çalışır.
Bu nedenle sağlık benim için yalnızca bir hastalık tanısının bulunmaması değildir. Sağlık, değişen koşullar karşısında yeniden denge kurabilme yeteneğidir. Yıllardır buna “regülasyon kapasitesi” diyorum.
BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA
Hastalarımdan çok sık şu cümleyi duyarım: “Hocam, bir anda başladı.”
Gerçekten bir anda mı başladı?
Bazen evet. Ama kronik hastalıklarda çoğu zaman hikâye çok daha önce başlamıştır.
Uzun süreli stres, geçirilmiş ameliyatlar, eski yaralanmalar, diş ve çene bölgesindeki sorunlar, bağırsak fonksiyonlarındaki bozulmalar, hareketsizlik, uyku düzensizliği, beslenme sorunları, kronik inflamatuvar yükler veya omurgadaki fonksiyonel bozukluklar yıllar boyunca organizmanın uyum kapasitesini zorlayabilir.
Beden sessizce telafi eder. Bir yükü başka bir sistemle dengeler, yeni koşula uyum sağlar, hayatı devam ettirir. Bu olağanüstü bir yetenektir; ama sınırsız değildir.
Bir bardağı düşünün. Damla damla doluyor. Sonunda küçücük bir damla geliyor ve bardak taşıyor. Dışarıdan bakan yalnızca son damlayı görüyor. Oysa asıl hikâye, bardağın o güne kadar neden ve nasıl dolduğunda saklıdır.
Regülasyon tıbbı benim için son damlayı küçümsemek değil, bardağın tamamını görmeye çalışmaktır.
AĞRI HER ZAMAN AĞRIDIĞI YERDE BAŞLAMAZ
Beliniz ağrıyorsa doğal olarak sorunun belinizde olduğunu düşünürsünüz. Çoğu zaman gerçekten de bel bölgesinde değerlendirilmesi gereken bir neden vardır. Fakat her zaman bütün hikâye orada değildir.
Bazen........
