Tam Yeri Denk Geldi Manzara Koyduk
(Yazının başlığı, Levent Kırca’nın “Olacak O kadar” esprisinin müziğinden bir nakarattır.)
İnsanlar hayatta hep bir şeyler kazanma telaşında. İlgilendikleri tek şey bu. Tüm çaba dış zenginlik, yani görünür olan zenginlik. Ya iç zenginlik, ondan ne haber? Bir taraftan böylesi bir zenginlik peşindeyken, içeriden neleri kaybettiklerine dair en ufak bir fikre sahip değiller. Kaybolup giden/heba olan iç zenginlikler; çok yazık… Onlar hep böylesi bir “manzara”nın peşindeyken, asıl kendilerinin başka bir manzaranın parçası olduklarını bilemiyorlar tabii.
Kâr elde etme hırsıyla kavruluyor insanlar. Ama çoğu durumda kâr ile faydayı birbirine karıştırıyorlar. Hatta kârı faydanın yerine geçiriyorlar. Kâr ile faydayı eşitleme gibi bir durum kapitalist bir düzenekte mümkün değil ama en azından böyle bir ideali olmalı insanın. Bu olmayınca, “çalışmak servet mi üretir, sefalet mi” sorusu askıda kalıyor. Kâr ile fayda, dış ile iç eşitlendiğinde pek çok sorun çözülecek ama nerede…
Nihayetinde ben de bu değerlerden beslenen bir toplumun içinde yaşamak durumdayım. Kendimi, varlığımı, maddi olarak nereden geldiğimi bilmeliyim ki içinde yaşayabileceğim sağlıklı bir iç-dünyayı inşa edebileyim. Thoreau “Gördüğümü kendim kılarım” diyor. Ne gelişkin bir empati kapasitesi değil mi? Ondan esinlenerek kendimi dağ, ağaç, kuş, böcek, insan kılabilmeye çalışıyorum. Bir insanın ulaşabileceği en yüksek mevki bu olmalı diye düşünüyorum. Yani dünya zenginliğinin sırtında bir zenginliğe dönüşebilmek.
Ancak bu benim o kadar da yalnız yapabileceğim bir şey değil. Arkadaşlara, dostlara, kadınlara, erkeklere ihtiyaç var. Ama arkadaşlarda kitap gibi, günlük yaşamın sıkıntılarından kaçışın aracı değil, bir yaşamadan başka bir yaşamı üretmenin aracı olmalılar. O türden arkadaşlıklar mümkün mü, artık çok emin değilim.
Tabii günlük hayatta görüleceği gibi insanlar kendilerini (insan türü olarak)........
