menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklimlerin Terk‑i Diyârı: Osmanlı’dan Günümüze Balkanlarda Doğa, Toplum ve Kültürel Mekânların Dönüşümü

13 0
24.10.2025

İklimlerin Terk‑i Diyârı: Osmanlı’dan Günümüze Balkanlarda Doğa, Toplum ve Kültürel Mekânların Dönüşümü

Altay Suroy RECEPOĞLU

Kosova Önceki Adalet Bakanı ve Anayasa Mahkemesi Üyesi

“İklim” kavramı, hem meteorolojik anlamda hava koşullarını, hem de toplumsal düzen, barış, refah ve doğayla uyumlu yaşam biçimini simgeler. Osmanlı Balkanları, bu düzenin hem doğal hem kültürel açıdan bir modeli olarak işlev görmüştür.

Not: Osmanlıca “İklimin Terk‑i Diyârı” ifadesi, günümüz Türkçesiyle “iklimin yurdu terk etmesi” veya “iklim düzeninin bozulması” anlamına gelir.

Osmanlı Dönemi’nde Balkanlarda Doğa ve Yerleşim Pratikleri

Tarım ve Beslenme Ekolojisi

Osmanlı Balkanlarında, özellikle dağlık ve ormanlık bölgelerde, kestane (Castanea sativa), ceviz (Juglans regia) ve fındık (Corylus avellana) gibi ağaçların dikimi hem ekonomik hem de beslenme açısından önemli idi. Bu ağaçlar protein ve yağ içerikleriyle yerel halkın kışlık gıda ihtiyaçlarını karşılıyordu. Ayrıca, kaynak sularının el yapımı borularla şehirlere taşınması, çeşmelerin sosyal-ekolojik düzeni desteklemesi) yerini, günümüzde küresel çevre krizleri, kimyasal kirleticiler ve atmosferdeki bozulmalar almıştır.

Böylece, “iklimin terk-i diyârı” metaforu, Balkanlarda geçmişte kültürel ve sosyal düzenin kaybolmasını ifade ederken; günümüzde küresel iklim krizinin, hava kirliliğinin ve kimyasal müdahalelerin sembolü haline gelmiştir. Bu tür meyve ağaçları, erozyon kontrolü, su tutma kapasitesi ve dik yamaçlarda toprağın stabilitesini sağlama açısından da ekolojik fayda sağlardı.

Dağ yamaçlarına dikilen kestane (Castanea sativa), ceviz (Juglans regia) ve fındık (Corylus avellana) gibi ağaçlar, hem beslenme hem de ekonomik açıdan önemliydi. Bu ağaçlar, kışlık gıda ihtiyaçlarını karşılarken, erozyonu önleme ve toprak stabilitesine katkı sağlıyordu.

Vakıf sistemleri, meyve bahçeleri ve tarım arazilerinin sürdürülebilir kullanımını teşvik ederek yerel halkın beslenmesini güvence altına alıyordu. Dağ yamaçlarının mikroklima özellikleri, bu tür ağaçların yetişmesi için idealdi.(cornucopia.net)

Tarihsel kaynaklarda, Osmanlı vakıf sistemlerinin bağlar, bahçeler, meyve bahçeleri kurarak halkın beslenmesine katkı sağladığı; orman alanlarının düzenlenmesi yoluyla ürün çeşitliliğinin korunduğu görülmektedir. Dağ yamaçları, özellikle güneş açısı, drenaj ve mikroklima koşulları sebebiyle bu ağaç türleri için elverişliydi. Bu sayede yerel halk hem tarımsal riskleri dağıtıyor hem de sürdürülebilir bir tarım pratikleri geliştiriyordu.

Osmanlıda iklimsel düzen, su kaynaklarının korunması, çeşmeler, köprüler, bağ ve bahçelerle doğayla uyumlu bir yaşam modeli vardı.

“İklim” burada sadece hava şartlarını değil, aynı zamanda düzen, huzur ve barışı da ifade ederdi.

Osmanlı döneminde ülkenin tümüne ait olan iklim, insan ortamı veya doğayı koruma amacıyla düzenlenen hukuki kurallardan: Şehir düzeni, temizlik, sağlık konularını düzenleyen Fatih Sultan Mehmet’in İhtisap Kanunnamesi (1477), Ormanların, meraların ve su yollarının korunmasına ait Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Kanunnamesi (16. yy, 1520–1566), İzinsiz ağaç kesmeği yasaklayan II. Selim Dönemi Orman Fermanı (1569) ve Orman Kanunnamesi (1869, Tanzimat sonrası), Çöplerin toplanması, hayvan pazarlarının düzenlenmesi, mezbahaların şehir dışına taşınmasını düzenleyen İhtisap Ağalığı Nizamnameleri (18.–19. yy), 15. ve 16. yüzyıllarda: Temizlik, su yolları, meralar ve ormanlar padişah fermanlarıyla korunuyordu.

17. ve 18. yüzyıllarda: Şehir havası, işletmelerin çevreye etkisi ve hayvan hakları öne çıkıyordu.

19. yüzyılda (Tanzimat sonrası): Avrupa etkisiyle ilk defa modern anlamda kanun (ör. 1869 Orman Kanunnamesi) çıkarıldı.

19. yy Sonu – 20. yy başları Milliyetçilik hareketleri, savaşlar, göçler ve sınır değişimleri, Balkanlarda Osmanlı’nın kurduğu düzeni sarstı.

Bu süreçte “iklimin terk-i diyârı” ifadesi, düzenin bozulması, mevsimlerin yerinden oynaması gibi bir metafor haline gelir.

Su Yönetimi ve Su Kültürü

Osmanlı’da su, hem günlük yaşamın hem de sosyal-dini ritüellerin merkeziydi. Kaynak sularının yerleşim yerine taşınması; suyun ulaşılabilirliği; çeşmelerin, sebillerin, hamamların ve mescitlerin suyla ilişkili yapıların inşa edilmesi bu kültürün somut........

© ngazete