Tartışma yerine suçlama
Sol düşüncede şiddet meselesi uzun yıllardır tartışılan konuların başında gelir. F. Engels’in 1878 tarihli Anti-Dühring eserinden itibaren devletin, hukukun ve zor kullanma yetkisinin siyasetteki rolü üzerine sayısız tartışma yapıldı.
Bu tartışma yalnızca devrim teorilerinin konusu olmadı. Bugün ülkemizde siyaset, daha fazla ceza verme, soruşturma açma, yasaklama ve kriminalleştirme araçları üzerinden okunuyor. Siyaset ikna, uzlaşma ve rıza üretme değil, yaptırım ve güç kullanma kapasitesine dayanıyor…
Kaç kez yaşadık: Ülkede hukuk düzeni ile siyasal rekabet arasındaki denge bozulduğunda; siyaset giderek sandıkta değil, mahkeme salonlarında, parlamento kürsülerinde değil soruşturma dosyalarında konuşulmaya başlanıyor…
Oysa demokrasi salt seçimlerden ibaret değildir, siyasi rakibin iktidara gelme hakkını tanıma ilkesidir!
İktidar ve muhalefet birbirlerini rakip olarak görmek yerine tehdit olarak algılamaya başladığında birbirlerini tasfiye etmeye çalışır. Tartışmaların yerini suçlamalar, rekabetin yerini cezalandırma talepleri almaya başlar.
Bugün Türkiye’nin önündeki temel sorulardan biri budur: Siyaset, toplumsal uzlaşmayı büyütecek mi, yoksa giderek cezai yaptırımlar etrafında şekillenen yeni mücadele zemini mi? Açayım:
İki farklı siyasal dil
Türkiye bugün aynı anda iki farklı siyasal süreç yaşanıyor:
Bir yanda iktidar, yaklaşık kırk yıldır süren silahlı çatışmayı sona erdirmek amacıyla PKK’nın silahsızlanmasını teşvik ediyor. Topluma şu mesajı veriyor:
-Sorunların çözüm yolu silah........
