menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oy’un kutsallığı

285 0
05.06.2026

Türkiye’de seçmen için oy yalnızca politik bir tercih değil:

Sandık, halkın devlet karşısındaki en meşru gücü olarak görülür. Vatandaş, gündelik hayatta kendisini çoğu zaman bürokratik yapı karşısında zayıf hisseder ve seçim günü ilk kez doğrudan söz sahibi olduğuna inanır.

Siyaset biliminde “temsili meşruiyetin kaynağı” sayılan seçimler, Türkiye’de aynı zamanda psikolojik ve kültürel anlam da taşır…

Bu yüzden seçmenin verdiği oy’un, dolaylı yollarla etkisizleştirildiği duygusu onda reaksiyon üretir, kendi iradesine müdahale edildiğini hisseder…

AKP’nin yükselişinde bu psikoloji belirleyici oldu. Erdoğan ve AKP uzun yıllar kendisini “milli iradenin temsilcisi” olarak konumlandırdı. Vesayet tartışmaları, kapatma davaları, muhtıralar ve yargı müdahaleleri karşısında toplumun geniş kesimlerinde şu duygu oluştu:

-“Sandıkta kazanılanı başka yollarla durdurmak istiyorlar!”

Aslında seçmen AKP’ye yalnızca parti olarak değil, “sandığa sahip çıkan güç” olarak da destek verdi.

Türk siyasetinin son çeyrek yüzyılı, biraz da bu mağduriyet duygusunun sandıkta yarattığı büyük dalgayla şekillendi.

Sandığa müdahale hissi, muhalefeti küçültmekten çok büyüten siyasi enerji üretiyor. Açayım:

Seçmenin en sert refleksi

Bugün CHP’ye dönük; 19 Mart 2025 İstanbul Büyükşehir Belediyesi süreci ve ardından gelen 21 Mayıs 2026 mutlak butlan kararı, Türkiye siyasetinde yeni psikolojik eşik oluşturdu.

Bu süreçte yalnızca hukuk........

© Nefes