Bir bayram dileği...
İster Şeker Bayramı deyin ister Ramazan Bayramı...
İster dini bir bayram olarak görün ister gelenek deyin ister bir ritüel...
Nasıl gördüğünüzün de bir önemi yok.
Hepimiz için hayatımızda izleri olan, anımsayınca gözlerimizin içini güldüren ve şiddetle özlediğimiz günlerin adıdır Bayram...
Gelin o günlerin hatırına bir günlüğüne Akın Gürlek’in mal varlığını, AK Parti’nin üzerimize yüklediği ekonomik darboğazı, adaletsizlikleri, Özgür Özel’in her yerden üzerine gelen iktidara karşı mücadelesini, yanı başımızda süren savaşı bir yana bırakalım.
Gelin bugün zamanda ve coğrafyada uzaklara götüreyim.
Sarıkamış’a son ziyaretlerimden birinde yalnız başıma gece yürüyüşüne çıkmıştım.
Hava açıktı, rüzgâr yoktu.
Son yağan kar her yeri kaplamış ve en üstteki tabaka sertleşmişti.
Gece olmasına karşın, dolunay sayesinde uçsuz bucaksız bir beyazlığın ortasında hissettim kendimi.
Üzerimizdeki yıldızlar kıpır kıpırdı.
Onları öyle yakın, öyle parlak ve hareketli görmeyeli on yıllar geçmişti.
Gece sessizdi ve üzerinde parlak yıldızlar olan koyu mavi bir yorgan gibi örtmüştü üstümüzü. O sessizliği karşıdaki köyden ara sıra gelen köpek sesleriyle, kara batıp çıkan ayaklarımın sesi yırtıyordu.
Üşüyen yanağımı, nefesiyle ısıttığı avuçlarının arasına alarak ısıtmaya çalışan annemin soğuk eli gibi tanıdıktı.
Gayri ihtiyari ellerimi nefesimle ısıtmak istedim. Ancak öyle soğuktu ki -şairin dediği gibi- hohlasam gök buğulanacaktı.
Binalardan hayli fazla uzaklaştığımı fark edince durdum.
Köpek seslerinin geldiği küçük köyü izleyecek şekilde karın üstüne oturdum.
Küçük taş duvarlı köy evlerinin küçük pencerelerindeki sarı ışıklar da yıldızlar gibi kıpır kıpırdı.
Manzara insanı karşı konulmaz bir hayalin içine çekiyordu.
Ben de geçmişimden........
