Siz kimsiniz? Kendimizi ne sanıyoruz?
Son aylarda aynı sorunun etrafında dolaşıyoruz kalemimizle. Dünyayı saran bu sertleşmenin izini sürüyor, bu kopuşu farklı yüzleriyle anlamaya çalışıyoruz. Çünkü ortada, hepimizin zihnini sessizce kurcalayan, insana dair derin bir kaygı var…
Savaşlar, katliamlar, gündelikleşen şiddet, tekinsizleşen şehirler. İnsanın insana tahammülünün giderek azalması. Siyasetten sokağa, medyadan sosyal hayata kadar uzanan o sert, hoyrat dil… Çocuk yaşlarda başlayan şiddet eğilimleri… Giderek normalleşen bencillik, kayıtsızlık, yabancılaşma…
Büyük bir tablo bu. Dağınık gibi görünen ama aslında birbirine değen sayısız parçadan oluşan bir tablo.
O tabloya uzaktan baktığımızda gördüğümüz şey açık: Devasa bir insanlık krizi.
Ancak biz bu krizi hep yukarıdan, uzaktan okumaya çalışıyoruz. Siyasetten, ekonomiden, başıbozuk sistemlerden.
Peki ya kamera biraz daha yaklaşsa? Biraz daha alçalsa… O büyük manzaradan kopup, tek bir insana odaklansa? Bir yüze, bir zihne. Bir “ben”e…
Orada ne görürüz? İnsan dediğimiz şey gerçekten nedir? Biz kendimizi ne sanıyoruz?
Bugün bu soruya verilecek cevabı tahmin etmek zor değil. Her birimiz bağımsız bir bireyiz, değil mi? 3 yaşındaki de, 33 yaşındaki de, 83 yaşındaki de. Kendi kararlarını veren, kendi yolunu çizen, kendi ayakları üzerinde durması gereken bir özne.
Modern dünya, insanı böyle tarif ediyor. Daha doğrusu, böyle tarif etmekle kalmıyor; böyle olmaya zorluyor. Kendi hayatının mimarı ol. Kimseye ihtiyaç duyma. Zayıflık gösterme. Kendin ol… Çağın en çok tekrarlanan motivasyon cümleleri.
Fakat burada gözden kaçan, hatta özellikle görünmez kılınan, sessizce geri plana itilen fakat katı bir gerçek var.
İnsan hiçbir zaman bu kadar kapalı, bu kadar kendi kendine yetebilen bir varlık olmadı.
Bir çocuk dünyaya geldiğinde ortada hazır bir “ben” yoktur. Ne kendine ait net bir sınır, ne de başkalarından ayrılmış bir bilinç.
Önce temas vardır. Bir bakış, bir ses, bir ilişki.
Çocuk, kendini doğrudan dünyadan değil, başka bir insanın içinden öğrenir. Kendi varlığını, bir başkasının varlığına temas ederek kurar. Çünkü algı dediğimiz şey bile sandığımız kadar........
