menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Pişman değilim”

4 0
previous day

“Pişman değilim” sözü, çağımızın en sevdiği savunmalardan biri haline geldi. İnsan, geçmişiyle arasına mesafe koymayı olgunluk; yaptığı seçimleri sorgulamamayı ise güç sanıyor. Yaşanan yaşanmıştır, deniyor. Önüne bak, kendini suçlama, hiçbir şeyi geriye dönüp düşünme…

Kuşkusuz ki insanın kendisini sürekli mahkûm ederek yaşaması sağlıklı değildir. Fakat geçmişle hesaplaşmaktan bütünüyle kaçınmak da iyileşmek değil, çoğu zaman kendinden saklanmaktır.

Çünkü pişmanlık yalnızca yanlış bir kararın ardından duyulan acı değildir. Bazen insanın kendisi hakkında bildiği en sahici şeydir. Neyi kaybettiğimizi değil, neye değer verdiğimizi; hangi ihtimali hala kendimize ait saydığımızı; hangi anda korkuya, rahatlığa, çıkara ya da sessizliğe teslim olduğumuzu gösterir.

İnsan her yaşayamadığı hayata üzülmez. Asıl acı veren, uzakta ve imkansız olan değil; bir zamanlar mümkün olduğu halde elimizden kayıp giden alternatif hayattır. Söylenebilecekken söylenmeyen söz, savunulabilecekken yalnız bırakılan insan, karşı çıkılabilecekken kabullenilen haksızlık, başlanabilecekken ertelenen hayat… Bazen insanın kendisine verdiği zararı, dışarıdaki bütün kötüler ve kötülükler bir araya gelse veremez.

İnsanı en çok yaralayan, yanlış yapmış olması değil, başka türlü davranabilecek durumda olduğunu sonradan fark etmesidir.

Bu yüzden pişmanlık geçmişe ait basit bir duygu değildir. İnsanın karakterine tuttuğu geç kalmış bir aynadır.

İnsan geçmişine dönüp baktığında ilk olarak yanlışları hatırlar. Kırdığı bir kalbi, aceleyle verdiği bir kararı, öfkeyle söylediği bir sözü… Bunların acısı gerçektir; fakat sınırları bellidir. Olmuş, sonuçlanmış, hayatın içinde belirli bir yere yerleşmişlerdir.

Yapmadıklarımız ise içinde yaşanmamış sayısız ihtimal barınır. Atılmayan bir adım yalnızca o anı değil, ardından gelebilecek bütün bir hayatı da belirsizliğe bırakır. İnsan yıllar sonra tek bir kararın değil, o kararla birlikte kaybolan ihtimallerin de yasını tutar.

Bir yanlışın telafisi bazen mümkündür. Fakat kaçırılmış zamanın, gösterilmemiş cesaretin, verilmemiş emeğin telafisi daha zordur.

“Ya o gün konuşsaydım?”, “Biraz daha direnseydim?”, “Kendimden bu kadar çabuk vazgeçmeseydim?” soruları bu yüzden insanın peşini bırakmaz. Bazen bu pişmanlık, büyük bir kararın değil, birkaç saniyelik bir suskunluğun ardından gelir. Bir tartışma ya da konuşma sırasında verilmesi gereken cevabı verememek, haksızlığa uğradığımız anda kendimizi savunamamak, söylemek istediğimiz sözün ancak her şey bittikten sonra aklımıza gelmesi… İnsan sonradan o anı tekrar tekrar kurar: “Şöyle deseydim”, “Böyle davransaydım”, “Kendimi biraz daha açık ifade etseydim…” Çünkü yapılmayanın kesin bir sonucu yoktur; zihin onun etrafında sürekli başka bir ihtimal, başka bir benlik, başka bir hayat kurar. Belki daha güçlü, belki daha anlamlı, belki yalnızca daha sahici bir hayat…

Her kaçırılmış ihtimal, kişisel bir yetersizliğin sonucu değildir elbette. İnsan bazı........

© Muhalif