Babamın Yeri’nden Uzaklaşırken
Elimde iki mevsimdir eskittiğim o kitap duruyor: Babamın Yeri. Aylarca okurken araya sıkıştırıp bitirdiğim başka kitaplar... Bu kitabı bitiremiyorum. Üstelik hepsinden daha ince olmasına rağmen.
İş arkadaşları, birden fazla çekmece, otobüsteki yolcular ve rutin iş hayatımda yolumda bulunan birçok insan aynı kitabı görmekten sıkılmış olabilir ya da bundan ben çok sıkıldım.
Yarım kalan kitaplara pek tahammülüm yok ve “bugün, onun günü” derken bitirdim. Konu: Benim hayat yolculuğum. Bitirmek bu yüzden zor olsa gerek. Okurken her sayfası beni bir anıma götürüyor. Bu kadar yolculuk elbette yorar insanı.
Annie Ernaux’nun Babamın Yeri eserini okurken insan yalnızca bir baba-kız hikâyesi okumuyor. Daha çok, sınıflar arasında büyüyen sessiz mesafeyi hissediyor. En azından ben iliklerimde hissettim. Açıkçası biraz üşüdüm de. Aile sıcaklığından daha çok o soğukluğu hissettim. Aynı evde başlayıp bambaşka dünyalara çıkan hayatların burukluğu...
Ernaux, işçi sınıfından gelen babasını anlatırken aslında şunu söylüyor: İnsan bazen en çok sevdiği kişiye yabancılaşabiliyor. Üstelik bunu isteyerek değil, hayatın akışı içinde yapıyor.
Ernaux’nun yalın ve mesafeli anlatım tarzı, duygusal yoğunluğu artırmak yerine onu görünür bir gözleme dönüştürür. Bu sayede okur hem karakterlere hem de kendi deneyimlerine dışarıdan bakma imkânı bulur. Ben de o imkândan oldukça yararlandım.
Her sayfası buna fırsat verirken kitabı bitirdiğimde de kendi babamla olan ilişkime yoğunlaştım. Bu yüzden kısa olsa da benim için ağır ilerleyen bir roman oldu.
Romanın aksine ben, imkânları geniş bir ailede doğdum. Babamın dünyası ticaretin dünyasıydı. Geniş ailemin de öyle. Hayatı hesap ederek kuran insanların dünyası. Risk alan, büyüten, koruyan, güçlenen insanların. Çocukluğum boyunca babamın zihninde başarı hep somut bir şeydi: Daha büyük iş, daha güçlü çevre, daha sağlam gelecek...
Hayata bakışı netti: Güçlü olacaksın, ayakta kalacaksın, büyüyeceksin. Onun kuşağının erkekleri için hayat biraz da buydu zaten. Çalışmak, kazanmak, ailenin imkanlarını büyütmek. Dikkat ederseniz altında yatan o güçlü kontrol isteğinden bahsediyorum.
Babamın Yeri’ndeki baba ise biraz farklı yerde duruyor. O, köylü-işçi sınıfından geliyor. Ağır şartlarda çalışıyor. Daha sonrasında yine zor şartlara rağmen küçük bir kafe-bakkal işletmeyi başarıyor. Kültürel olarak çekingen biri. Eğitimli insanlara karşı hem saygı hem mesafe hissediyor. Hayat felsefesi daha sade ve daha sert: Sessiz ol, çalış, dikkat çekme, aç kalma.
O baba duygularını parayla veya maddeyle ifade eden biri değil.........
