SİSTEMSEL İFLASIN İKİ YÜZÜ: ALİ BABACAN’IN MUARIZLIĞI VE MEHMET ŞİMŞEK’İN MİRASI
SİSTEMSEL İFLASIN İKİ YÜZÜ: ALİ BABACAN’IN MUARIZLIĞI VE MEHMET ŞİMŞEK’İN MİRASI
Bugün Türkiye’nin ekonomi sahnesinde izlediğimiz tiyatro, özünde bir yapısal çözüm arayışı değil; aynı finansal paradigmanın iki farklı aktör tarafından paylaşılamaması kavgasıdır. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın son dönemde ekranlara çıkıp büyük bir feryatla, “Hükümeti uyarıyorum, göreve çağırıyorum!” diyerek temerrüt (iflas) riski üzerinden korku iklimi pompalaması, ne yazık ki samimi bir kurtuluş reçetesi sunmuyor. Tam aksine, 13 yıl boyunca bu ülkenin ekonomisini yönetmiş bir ismin, mevcut krizden siyasi rant devşirme ve kendi geçmişini aklama çabasından öteye geçmiyor.
Sorulması gereken asıl soru şudur: Ali Babacan bugün Mehmet Şimşek’i ve hükümeti eleştirirken, aslında kendi döneminde uyguladığı ve bugünkü çöküşün taşlarını döşeyen politikalardan farklı ne vaat ediyor? Cevap nettir: Hiçbir şey.
Göstergelerin Arkasına Gizlenen Gerçek: Akıl Hocalığı Yapılan Model Kimin?
Babacan, devletin iflas riskini anlatırken halkın en hassas noktalarına dokunmayı seçiyor; doğalgaz, petrol ve temel ham maddelerin ithal edilemeyeceğini, akaryakıt kuyruklarının başlayacağını ve günde 6 ila 10 saati bulacak elektrik kesintileriyle ülkenin kaosa sürükleneceğini iddia ediyor. Bu korkutucu senaryonun en büyük delili olarak da uçağın radarına benzettiği CDS (Kredi Risk Primi) oranlarını gösteriyor.
Buradaki kurnazlık tam olarak şurada başlıyor: Babacan, sanki bugün........
