İSLAMCILIK ÖLDÜ, YAŞASIN MÜSLÜMANLIK!
İSLAMCILIK ÖLDÜ, YAŞASIN MÜSLÜMANLIK!
İnsanlık tarihinin büyük kırılma ve buhran dönemleri, entelektüel zihnin en hararetli çalıştığı, kurulu düzenlerin sorgulandığı ve kaçınılmaz olarak “kurtuluş nazariyelerinin” ortaya çıkmaya başladığı dönemlerdir. Ancak bu nazariyelerin trajik bir ortak yazgısı vardır: Doğdukları iklimin panik havası, aceleciliği ve psikolojik baskısı dolayısıyla bir tarafları sakat doğar. Kriz anlarında geliştirilen kurtuluş düşünceleri, sakin bir zihinle kurgulanmış düşünceler gibi olamaz. Daha çok şaşkınlığın ve ne yapacağını tam kestirememenin ruh haliyle üretilmiş düşüncelerdir.
İslam dünyası, son yüz elli-iki yüz yıldır tam olarak bir şaşkınlık sarmalının içinde debelenmektedir. Siyasi egemenliğin yitirildiği, iktisadi ve hukuki mevzilerin kaybedildiği o karanlık eşikte üretilen her fikir, derinlemesine düşünülmüş birer dünya tasavvuru olmaktan ziyade, acil eylem planı olarak kurgulanmıştır.
Yakın tarihimizde Müslüman düşünürlerin can simidi olarak sarıldığı üç büyük nazariye –Osmanlıcılık, Türkçülük ve İslamcılık– rüştünü ispat edemeden tarihin hızlı akışına kapılmıştır. Bu fikirlerin her biri, başlangıçta kendi içinde tutarlı, bağımsız ve kurucu birer kurtuluş nazariyesi olma iddiasındaydı. Fakat gelişmelerin hızı, coğrafyanın toz duman halindeki dönüşümü, altı yüz yıllık bir devletin çöküşü ve en önemlisi de zihinlerdeki o acelecilik ve telaş, bu nazariyelerin sınırlarını belirsiz kılmıştır.
Bugün geldiğimiz 21. yüzyıl postmodern dünyasında, bu üç akım artık bağımsız birer düşünce ekolü olmaktan çıkmış, her biri dünyevi iktidara eklemlenmiş birer bulanık zihniyete dönüşmüştür. Erken dönemde, İslamcılık iddiasındaki aktörlerin Türkleri “Kavm-i Necib” (Soylu Kavim) olarak taltif etmesiyle başlayan o örtük milliyetçi cilveleşme, bugün artık saklanamaz bir........
