DİLİMİZDEKİ DİKENLER
Zorbalığın arttığı günümüzde yaşanan olaylar üzerine konuşuyor, nedenlerini ve sonuçlarını anlamaya, suçluları bulmaya çalışıyoruz. Yeni nesil bozuldu, düzen değişti diyoruz. Ama bazı zorbalıkları kendimiz yapıyoruz da hiç farkına varmıyoruz.
Farkına varmıyoruz çünkü öyle doğal olmuş, öyle normalimiz hâline gelmiş ki bunun bir insanın karakterini ne denli etkileyebileceğini düşünmüyoruz. Hem de bunu en yakınlarımıza, arkadaşlarımıza, evlatlarımıza yapıyoruz. Bize de kendi ebeveynlerimiz yaptı belki. Adına şaka dendi, “Senin iyiliğin için söylüyorum” dendi. Ama kırıcı söz, alay, küçümseme, yaratılanı beğenmeme kibri denmedi.
Evet, dilimizdeki dikenlerden bahsediyorum.
Bizim kültürümüzde insanın hâline, görünüşüne, davranışlarına dair yorum yapmak oldukça sıradan. Birinin kilosunu, burnunu, saçını konuşuyor; huyunu, becerisini, başarısını rahatlıkla değerlendiriyoruz. Bazen şaka olsun diye, bazen iyiliğini düşündüğümüz için… “Sen zaten tembelsin”, “Sen o işi beceremezsin”, “Ondan bir şey olmaz” gibi sözleri de kolayca söyleyiveriyoruz.
Oysa insan, kendisi hakkında söylenenlerden etkileniyor. Hele de henüz kendini tanımaya çalışan bir çocuksa… Kendini çoğu zaman yetişkinlerin gözünden değerlendiren çocuk, zamanla duyduğu sözleri kendi düşüncesi hâline getirebiliyor. Sürekli beceriksiz olduğu söylenen bir çocuk yapabileceği şeylerden çekinebilir. Görünüşüyle ilgili yorumlar, kendisinde düzeltilmesi gereken bir kusur olduğuna inanmasına yol açabilir. Hatta bazen beğeniyle söylediğimiz iltifatlarımız bile kaybedilmemesi gereken en önemli özelliğine dönüşebilir.
Öğretmenlik yıllarımda buna benzer pek çok şey yaşadım. Hiç unutmam Asya’yı… Sık sık iltifat aldığı uzun, bukleli saçları vardı. Bir hafta sonu saçına........
