menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÇOCUKLAR ÖLÜMÜ BİZDEN ÖĞRENİR

11 0
10.06.2026

ÇOCUKLAR ÖLÜMÜ BİZDEN ÖĞRENİR

Birkaç hafta önce birlikte büyüdüğüm, önce sıra arkadaşı sonra hac ve yol arkadaşım olan can dostum Hakk’ın rahmetine kavuştu. Rabbim ondan razı olsun. Bizler onun için bunun bir son değil, rahmete açılan bir kapı olduğuna inanıyor; günlerinin en güzelini yaşadığı umudunu taşıyoruz. Fakat geride kalanlar için ölüm, her zaman bir ayrılığı da beraberinde getiriyor. Dostumun ardından kendimden çok ailesini, öğrencilerini ve onu seven herkesi düşündüm. Ama kalbimdeki hüznü en çok artıran şey, geride bıraktığı iki küçük evladı oldu. Bir annenin yokluğunu hangi çocuk kolay taşıyabilir ki? Ancak cenaze sürecinde eşine ve on yaşındaki büyük oğluna baktıkça, din eğitiminin ve inancın ölüm algısını nasıl şekillendirdiğine bir kez daha şahit oldum. Çünkü eşinde acı ve hüzün vardı; fakat bu acı isyana, yakarışa ya da ağıda dönüşmemiş; sabır ve teslimiyetle taşınan bir hâle bürünmüştü. İnsanın ölüm karşısında yaşadığı acıyı belirleyen sadece kaybın kendisi değildir. O kayba hangi anlamı yüklediği de en az onun kadar önemlidir. İslam’ın ölüm dili bu açıdan dikkat çekicidir. “Hayatını kaybetti” demez. “Hakk’a yürüdü” der. “Toprak oldu” demez. “Rahmete kavuştu” der. Dünyayı son durak olarak değil, geçici bir konaklama yeri olarak tarif eder. Ahireti ise ebedî yurt olarak… Belki de insanın ölüm karşısında en çok zorlandığı nokta burasıdır. Ölümün kendisinden çok, yok oluş fikriyle mücadele ederiz. Bir daha görememek, her şeyin tamamen bitmiş olması düşüncesi ağır gelir. İslam ise ayrılığı inkâr etmez ama onu anlamsızlığa da bırakmaz. Ölümü bir son değil, bir geçiş olarak anlamlandırır. Uzun süren hastalığı sırasında dostumla yaptığımız bir konuşmayı........

© Mir'at Haber