İRAN’IN YALNIZLIĞINDA MEZHEP TAASSUBUNUN ROLÜ
İRAN’IN YALNIZLIĞINDA MEZHEP TAASSUBUNUN ROLÜ
İran’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail karşısındaki yalnızlığı, uluslararası ilişkilerin günümüzdeki en karmaşık konularından biridir. Bu yalnızlık, ilk bakışta İran’ın hem bölgede hem de uluslararası alanda karşılaştığı askeri, ekonomik ve jeopolitik bir güç mücadelesinin sonucu gibi görünse de, arka planında İslam dünyasının tarihsel ve teolojik birikiminin yani mezhep taassubunun yer aldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi Hz. Peygamberin vefatından sonra gelişen siyasî olayların farklı yorumlanması sonucunda Müslümanlar arasında Haricilik, Şiilik, Ehl-i Sünnet, Selefilik ya da Vahhabilik gibi adlarla anılan mezhepler ortaya çıkmıştır. O dönemde yaşanan bazı siyasî olayların dinî alana çekilmesiyle birlikte siyasî düşünceler dinî bir kimliğe dönüşmüştür. İslâm’ın ilk yıllarında ölçü kabul edilen Müslümanlık kimliğinin yerini mezhep kimliği; dinin temel kaynaklarının yerini de mezheplerin görüşleri almıştır. Buna bağlı olarak oluşan ayrışma, zaman içerisinde iç ve dış kışkırtmalarla daha da derinleşmiş ve mezhepçilik günümüzde Müslüman toplumların inanç birliğini zedeleyici tehlikeli bir boyut kazanmıştır. Bu durum, halkı Müslüman olan devletlerin hem birbirleriyle hem de dış dünya ile kurdukları ilişkilerde belirleyici bir unsur olmaya devam etmektedir.
Mezhep taassubu hem Şia mezhebine mensup İran’da hem de Ehl-i Sünnet çizgisiyle bilinen Türkiye, Irak, Katar, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ülkelerde varlığını güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Müslüman toplumlar arasındaki bu ayrışma, emperyalist güçlerin müdahale alanını genişleten ve iştahını kabartan önemli bir zafiyettir. Bu durumdan en çok etkilenenler de başta Filistin olmak üzere Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen gibi coğrafyalarda yaşayan mazlum halklardır. O nedenle İslam toplumlarında yaşanan zulümleri önlemek, mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm Müslümanların üzerine düşen insani ve dini bir sorumluluktur.
İslam dünyasındaki mezhepsel bölünme, tarihsel olarak Şii ve Sünni ekoller arasındaki teolojik ayrılıklara dayansa da modern dönemde bu ayrılık tamamen jeopolitik bir araç haline gelmiştir. Günümüzde Müslümanların en hassas olduğu konu Filistin davasıdır. Filistin meselesinde İran, Kudüs’ün statüsünü ve anti-Siyonist söylemi dış politikasının merkezine koyarak İslam dünyasında bir liderlik alanı oluşturmayı hedeflemiştir. Teoride bu söylemin Sünni Arap dünyasında büyük bir karşılık bulması beklenirken, mezhep taassubu, bu ortak payda ekseninde buluşmayı dahi engellemiştir.
1979 tarihli İran İslam Devrimi, bölgedeki geleneksel monarşiler ve Sünni iktidarlar için ciddi bir tehdit algısı oluşturmuştur. İran’ın “devrim ihracı” politikası, Sünni Arap ülkelerinde mezhep yayılmacılığı olarak görülmüş ve aradaki teolojik farklılığın güvenlik eksenli düşmanlığa dönüşmesine yol açmıştır. Bu durum,........
