menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DÂRULHARP FIKHININ AHLAKİLİĞİ

62 0
04.10.2026

DÂRULHARP FIKHININ AHLAKİLİĞİ

​Günümüz dünyasında yaşanan göç dalgaları ve dijital mecralar üzerinden gelişen küresel iletişim imkânları sonucunda, farklı coğrafyalarda yaşayan Müslüman nüfusun hızla arttığı görülmektedir. Bu durum, klasik fıkıh literatüründe “dârulharp” başlığı altında ele alınan içtihatların geçerliliğinin ve mevcut şartlarda uygulanabilirliğinin yeniden tartışılmasına neden olmaktadır. Özellikle vergi kaçırma, kamu malını usulsüz kullanma, tefecilik/faiz, dolandırıcılık, rüşvet ve dijital mecralarda gayrimeşru kazanç sağlama gibi fiillerin “nasıl olsa burası dârulharptir” düşüncesiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı müşahede edilmektedir.

​​ Tarihsel süreçte belirli siyasi ve jeopolitik şartlara göre üretilmiş içtihatların günümüzde gayrimeşru kazanç ve kamu hakkı ihlalleri için bir “kılıf” olarak kullanılması önemli bir sorundur. Fıkhî içtihatların tarihsel bağlamından koparılarak “dârulharp” söyleminin ülkemizde ve başka ülkelerde yaşanan ahlak ve hukuk ihlallerine dayanak gösterilmesi; hem İslam’ın evrensel adalet ve dürüstlük ilkeleriyle çelişmekte hem de Müslümanların temsil misyonunu ve güvenilirlik imajını ciddi boyutta zedelemektedir. Bu makalenin amacı; ülkeleri “dârulislam” ve “dârulharp” şeklinde iki gruba ayıran fıkhi görüşü tarihsel bağlamı, İslam’ın ahlak ilkeleri ve sosyolojik gerçekler zemininde değerlendirmektir.

Klasik fıkıh geleneğinde ülkeler, yönetim ve hâkimiyet faktörüne göre sınıflandırılmıştır. Müslümanların yönetiminde olup İslam hukukunun uygulandığı ülkelere dârulislam; gayrimüslimlerin hâkim olduğu ve İslam dışı sistemlerin yürürlükte bulunduğu ülkelere de dârulharp denmiştir.[1]

​Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in uygulamalarında yer almayan dârulislam-dârulharp şeklindeki ayrım, tarih boyunca İslam dünyasında en çok tartışılan ve istismar edilen konulardan biri olmuştur. Hicri 2. yüzyıldan (Abbasiler döneminden) itibaren fıkıh âlimleri tarafından dönemin siyasal, askerî ve jeopolitik şartları içerisinde üretilen bu kavramlar, bazı çevrelerce İslam’ın temel ilkelerinin esnetilmesi veya geçersiz sayılması için bir gerekçe olarak görülmektedir. Daha ziyade Hanefî fıkhına dayandırılan; “Dârulharpte Cuma namazı kılınmaz; gayrimüslimlerle yapıldığında faiz (tefecilik) ve alım satımı yasak olan maddelerin ticareti caizdir; suçlulara yönelik cezai ve hukuki hükümler uygulanmaz”[2] şeklindeki görüşler, İslam’ın evrensel hükümleri ve günümüz şartları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir..

​Dârulharp sayılan ülkelerde Cuma namazı kılınıp kılınmayacağı öteden beri tartışılmaktadır. O tartışmalara burada değinmek, konumuz dışındadır. Dârulharp gerekçesiyle bazı ülkelerde Cuma namazını kılmayanlar bulunsa da; ilgili ayetlere, Hz. Peygamber’in ve sahabilerin hayatına bakıldığında, güvenliğin olduğu........

© Mir'at Haber