menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TUTUCULUK, MUHAFAZAKÂRLIK VE KUR’AN

37 0
02.05.2026

TUTUCULUK, MUHAFAZAKÂRLIK VE KUR’AN

İnsan, geçmiş ile gelecek arasında kurduğu bağ sayesinde kimliğini ve yönünü tayin eden bir varlıktır. Bu bağ, bazen geleneğe körü körüne bağlılık şeklinde ortaya çıkarken, bazen de geçmişi tümüyle reddeden bir kopuşa dönüşebilmektedir. Dolayısıyla geçmişi kutsallaştıran bir tutuculuk ile tümden yok sayan bir anlayışın, doğru bir düşünce olmadığı; zira her iki düşünce tarzının da insanın geçmiş ile gelecek arasında sağlıklı bir ilişki kurmasına engel olduğu görülüyor. Nitekim  geçmişle gelecek arasındaki bu ilişkinin en veciz ifadesini, Yahya Kemal’in Ziya Gökalp’in kendisine yönelttiği “Harâbîsin harabâti değilsin, gözün mazidedir âti değilsin” eleştirisine verdiği “Ne harâbî, ne harâbatîyim; kökü mazide olan âtiyim” cevabında buluyoruz.

Ne var ki günümüzde bu ilişkiye; kimi insanların önem vermedikleri, hatta geçmişi unutmaya çalıştıkları; kimi insanların ise tutku derecesinde bu ilişkiye bağlı kaldıkları; kimi insanların da bu ilişkiye bilinçli yaklaşıp seçici oldukları ve bu yolla geçmişi korumaya çalıştıkları müşahede ediliyor. Bu yaklaşım tarzlarına göre de insanlar tutucu, muhafazakâr veya modern olarak tanımlanıyor. Hatta pek çok kişinin tutuculuk ile muhafazakârlığın, farklı anlamlara sahip iki kavram olduğunu bilmediği ve birbirinin yerine kullandığı da   görülüyor.

Tutuculuk, genel anlamıyla mevcut olanı olduğu gibi koruma eğilimini ve düşüncesini; daha açık bir ifade ile geleneği, alışkanlıkları ve mevcut düzeni sorgulamadan benimseme zihniyetini yansıtıyor. Bu zihniyetin de “eskiden beri böyle idi” düşüncesini yeterli gördüğü; yeni düşüncelere ve fikirlere karşı reaksiyoner bir tavır aldığı, mesafeli duruşu benimsediği ve bu nedenle de her yeniliğe ve farklı düşüncelere karşı bir direnç geliştirdiği biliniyor. Bu direncin, her ne kadar kültürel değerleri koruma amacını taşıdığı söylense de çoğu zaman yeni fikirlerin ve düşüncelerin önünde bir engel teşkil ettiği, hatta yobazlık derecesine vardığı da görülüyor.

Zira yobazlık, tutuculuktan çok daha sert ve kapalı bir zihniyeti ifade etmekte, dolayısıyla yobaz diye tanımlanan kişilerin; farklı düşüncelere tahammül edemedikleri, sadece kendi inançlarını ve düşüncelerini mutlak doğru kabul ettikleri; eleştiriye ve tartışmaya kapalı oldukları müşahede ediliyor. Bu nedenle yobazlıkta sadece “koruma düşüncesi” olmuyor; aynı zamanda dayatma, mutlak doğruculuk ve tahammülsüzlük de belirgin bir görünüm arz ediyor. Sanırım şu cümleler, size bu konuda bir fikir vermeye kâfi gelecektir:

“İslamiyet’te çözülmemmiş hiçbir mesele kalmamıştır. Ehl-i Sünnet alimleri, kıyamete kadar yapılacak olan her işin yollarını, Ashâb-ı Kiramın açıklamasından, Kitap ve sünnetten çıkartıp bizlere bildirmişlerdir.” [1]

“Yeni bir tefsire........

© Mir'at Haber