REAKSİYONER DİNDARLIKTAN İNŞA EDİCİ DİNDARLIĞA
REAKSİYONER DİNDARLIKTAN İNŞA EDİCİ DİNDARLIĞA
Dindarlık, genel anlamıyla insanın inandığı dinin inanç, ibadet, ahlâk ve hayat ilkelerini benimsemesi ve bunları hayatına yansıtmasıdır. Başka bir ifadeyle dindarlık, yalnızca bir dine inanmakla sınırlı olmayıp o dinin iman, ahlâk, ibadet ve hukuk ilkelerinin düşünceye, davranışlara ve hayat tarzına yansıtılmasını ve aktarılmasını ifade eder. Bu yansıtma ve aktarma biçimleri sonucunda tarih boyunca geleneksel dindarlık, modern dindarlık, reaksiyoner dindarlık, inşa edici dindarlık, şekilci dindarlık ve ahlâk merkezli dindarlık vs. gibi farklı dindarlık anlayışları ortaya çıkmıştır.
Bunlar arasında reaksiyoner dindarlık, dinî düşünce ve davranışlarını daha çok dış etkilere, eleştirilere ve meydan okumalara karşı gösterdiği tepki ve savunma üzerinden oluşturması bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır. Başka bir ifadeyle reaksiyoner dindarlık proaktif değil, reaktiftir. Modernleşme ve sekülerleşmenin dinî değerlere yönelttiği eleştirilere karşı İslâm’ı savunmayı temel görev olarak üstlenmekte; bu nedenle de Kur’an’ın düşünceyi yönlendiren, dönüştüren ve gerektiğinde sorgulayan bir rehber olma misyonu geri planda kalmakta ve mevcut kanaatleri destekleyen bir referans kaynağına dönüştürüldüğü görülmektedir.
Bu noktada reaksiyoner dindarlık ile ideolojik din anlayışı arasında da önemli bir benzerlik bulunmaktadır. Her iki yaklaşımda da dinî referanslar, kendi bütünlüğü ve temel amaçları doğrultusunda anlaşılmak ve yorumlanmak yerine, belirli siyasî, fikrî veya kültürel yaklaşımları destekleyen bir araç olarak kullanılmaktadır. Böylece din, söz konusu görüşleri koruyan ve meşrulaştıran bir konuma indirgenmekte ve bu sebeple da savunma psikolojisi, reaksiyoner dindarlığın en belirgin özelliklerinden biri hâline gelmektedir.
Zira bu anlayış geçmişi idealize etmekte, değişimi çoğu zaman bir tehdit olarak algılamakta ve yeni fikirler üretmekte zorlanmaktadır. Çünkü bu yaklaşımı benimseyenler, enerjilerini insanı ve toplumu inşa etmeye yöneltmek yerine, mevcut veya muhtemel tehditlerle mücadeleye harcamaktadırlar. Sonuçta din anlayışı, bireyin ve toplumun hayatını anlamlandıran, dönüştüren ve geliştiren bir değerler sistemi olmaktan uzaklaşarak giderek ideolojik bir sığınağa ve kültürel bir savunma mekanizmasına dönüşmektedir.
Bununla birlikte bazı dönemlerde dinî kimliğin korunması için savunmacı reflekslerin gerekli olduğu da bir gerçektir. Özellikle sömürgeciliğe, seküler baskılara ve din karşıtı ideolojilere karşı gösterilen tepkiler, dinî kimliğin ve değerlerin korunmasında önemli bir işlev görmektedir. Ancak savunma reflekslerinin kalıcı bir zihniyet hâline gelmemesi de gerekir. Zira geçici bir savunma zorunluluğu, sürekli bir varoluş biçimine dönüştüğünde dinin üretici ve dönüştürücü dinamizmi de zayıflamaktadır. Kur’an’ın insana kazandırmak istediği bilinç ise sadece korunma refleksinden ibaret değildir. Bu bilinç, aynı zamanda hakikati aramayı, iyiyi gerçekleştirmeyi, adaleti tesis etmeyi ve........
