MENFAATPERESTLİK: SOSYAL İLİŞKİLERDE GÖRÜNMEYEN ÇEHRE
MENFAATPERESTLİK: SOSYAL İLİŞKİLERDE GÖRÜNMEYEN ÇEHRE
İnsan, fıtratı gereği ilişki kurabilen sosyal bir varlıktır. Akrabalık bağları, dostluklar, ortaklıklar ve sosyal çevre ise bu ilişkinin en önemli unsurlarıdır. Ancak bu ilişkilerin ne kadarının içten, samimi ve hasbî, ne kadarının hesabî olduğunu ilk anda anlamak zordur. Bu nedenle ilişkilerin gerçek mahiyetini kavrayabilmek için çoğu zaman belli bir süreye ve tecrübeye ihtiyaç duyulur. Zira bazı kişiler, ilişkilerinde sıcak ve samimi görünseler de bunların, özünde bir menfaat beklentisi içinde oldukları; nitekim kimi insanların sosyal ilişkilerinde maddî çıkar elde etme amacını taşıdığı; kimi insanların da manevî çıkar peşinde oldukları müşahede edilmektedir.
Maddî çıkar ilişkisinin temelinde ise ekonomik fayda ve menfaat temini olduğu, bilinen bir olgudur. Dolayısıyla fayda ve menfaatin meşru bir zeminde gerçekleşeni olduğu gibi, meşru olmayan bir zeminde gerçekleştirileni de söz konusu olmaktadır. Nitekim, arzu edilen maddî kazancın bir kısmı, emeğe dayalı ve meşru zeminlerde yapılan ticarî işlerde ve ortaklıklarda söz konusu olurken, bir kısmının da kumar, tefecilik, vurgunculuk, rüşvet ve hırsızlık gibi gayr-i meşru yollarla elde edildiği görülmektedir. Bunlar görünür olan ve bilinen kazanç türleridir. Bu görünen kazanç türlerine ilaveten bir de görünmeyen kazanç türü daha var ki bu da insanların, maddî varlıklı kişilerin ekonomik gücünden yararlanma, murisin mirasından fazladan pay kapma, siyasetçinin gücünden yararlanarak ihale alma veya makam elde etme beklentisidir.
Bu beklenti nedeniyledir ki bu tür ilişkilerde samimiyetin çoğu zaman araçsallaştırıldığı, dolayısıyla da sosyal ilişkilerin ve dostlukların bir değer olarak değil de bir imkân olarak anlaşıldığı; diğer bir ifade ile sosyal ilişkilerin, bir araç olarak kullanıldığı ve menfaat beklentisinin de amaca dönüştürüldüğü görülmektedir. Bu durum, insanlar arasında güvene dayalı ve sağlıklı ilişkilerin kurulmasını da zorlaştırmaktadır. Nitekim bu tür bir ilişkide kimi insan, karşısındakini bir “değer” olarak görme yerine bir “vasıta” olarak görmekte, bu da samimiyetten uzak, riyakâr bir görünüm arz etmektedir. Bu nedenle de maddî çıkar temelli ilişkilerin ömrü, kısa sürmekte ve sürekli olamamaktadır. Diğer bir ifade ile bu tür ilişkilerde menfaatin bizzat kendisi veya da beklentisi devam ettiği sürece ilişkinin de devam ettiği; menfaatin olmadığı veya ortadan kalktığı durumlarda ise bütün bağların koptuğu görülüyor.
Bu durum, Kur’an’da dünya hayatının aldatıcılığı bağlamında şöyle ifade edilir: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda bir övünme ve mal çoğaltma yarışıdır…” [1] Bu ayet, maddi odaklı yaşamın ve buna bağlı ilişkilerin ne kadar yüzeysel ve geçici olduğunu; gerçek ilişkilerin ise ancak çıkarların ötesine geçebilen samimi bağlarla mümkün olduğuna işaret etmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in de “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”[2] diyerek insanların değerini belirleyen asıl ölçünün mal değil, samimiyet, ihlas ve ahlâk olduğunu vurgulaması da bunu ifade etmektedir.
Bu da maddi çıkar üzerine kurulu ilişkilerin ne kadar sığ bir zemine oturduğunu açıkça ortaya koyar. Çünkü samimiyet ve ihlasın bulunmadığı yerde ilişkiler, şeklen var olsa da özünde sağlam bir zemine oturmaz.
Nitekim maddî çıkar ilişkilerinin daha çok görüldüğü ve yaygınlaştığı günümüzde güven duygusunun zayıfladığı; insanların birbirine şüphe ile yaklaştıkları, samimiyetin yerini ihtiyata........
