GÜNÜMÜZDE MÜSLÜMANLARIN ANLAM VE YÖN SORUNU
GÜNÜMÜZDE MÜSLÜMANLARIN ANLAM VE YÖN SORUNU
Pek çok Müslümanın, “niçin yaşıyorum?” ve “nereye gidiyorum?” sorularına tatmin edici bir cevap aramadığı veya arayanların da bulamadığı bir çağda yaşıyoruz. Bu nedenle modern çağın etkisinde kalan insanların, maddî imkânları arttıkça anlam ve yön duygusunu daha çok yitirdikleri görülüyor. Bu da günümüzde yaygın biçimde hissedilen anlam krizi ve istikamet kaybı olarak tezahür ediyor.
Anlam, insanın varlığını zihinsel ve ahlâkî bir bütünlük içinde kavraması; hayatını değerlerle ilişkilendirmesini ifade ediyorken, yönün de bu anlamın pratik hayata yansımasını, insanın hedefini ve istikametini belirlemesini ifade ediyor. Bu iki unsur birbirinden koparıldığında ise insan, hayatı sadece haz, kariyer ve tüketim olarak algılamakta; sürekli meşguliyet hâline olmasına rağmen içsel boşluk hissetmekte ve elde ettiği başarılara rağmen tatminsizlik yaşamaktadır. Bunun bir çok nedeni olsa da bunlardan birinin de kavramsal sorunlar olduğu ve bu nedenle de bir çok insanın anlam ve istikamet sorunu yaşadığı görülüyor.
Kavramlar, anlam taşıyıcıdırlar. Bu nedenle kavramlar, bir medeniyetin düşünme biçimini, değer dünyasını ve varlık tasavvurunu yansıtan temel zihinsel yapı taşlarıdır. Bir kavramın anlamı yalnızca sözlük karşılığıyla değil; tarihsel bağlamı, ontolojik zemini ve ahlâkî referanslarıyla birlikte belirlenir. Bu sebeple pek çok kavram, başlangıçta dinî, ahlâkî ve metafizik bir zemine dayanırken; sekülerleşme süreciyle birlikte bu kavramların anlam kaymasına uğradığı; çok katmanlı yapılarının da çözülmeye başladığı ve pek çok kavramın da içinin boşaltılarak anlam daralmasına veya başkalaşmasına maruz bırakıldığı müşahede edilmektedir.
Mesela, sekülerizm öncesinde din; yol, düzen ve hayat nizamı anlamını taşırken, modern dönemde vicdana hapsedilmiş; ahlâk, insanın karakterini ve iç disiplinini ifade ederken kişisel tercihlere indirgenmiş; ibadet, hayatın bütününü kuşatan kulluk bilinci olmaktan çıkarılarak şekilsel ritüellere dönüştürülmüştür. Hürriyet, nefsin arzularından ve başkalarının tahakkümünden kurtuluş iken sınırsız tercih ve sorumsuzluk olarak algılanmış; hoşgörü, ötekinin varlığına tahammül anlamını yitirerek relativizme olarak anlaşılmış; bilgi, hakikate götüren hikmetli marifet olmaktan çıkarılıp veriye ve enformasyona indirgenmiş; tenkit ise ıslah ve ayırt etme yerine küçümseme ve linç kültürünün bir aracı hâline getirilmiştir.
Böylece kavramların hafızası silinmiş, mana zayıflamış; geriye çoğu zaman yalnızca lafızlar kalmıştır. Bunun sonucunda kavramlar sloganlaşmış; insanlar kavramlarla değil, sloganlarla düşünmeye başlamıştır.
Geçmişte topluma bilge kişiler, âlimler ve filozoflar yön verirken, günümüzde bu rolü büyük ölçüde internet ve sosyal medyanın üstlendiği görülmektedir. Dolayısıyla da referans mercileri........
