TÜRKİYE’DE İMTİYAZLI SINIFIN DOKUNULMAZLIK ZIRHI: SAHNEDE, BİLİMDE, SİYASETTE VE MEZARDA ÇİFTE STANDART
TÜRKİYE’DE İMTİYAZLI SINIFIN DOKUNULMAZLIK ZIRHI: SAHNEDE, BİLİMDE, SİYASETTE VE MEZARDA ÇİFTE STANDART
Toplum hayatının, hukukun ve ahlâkın yazılı olan kuralları ile yazılı olmayan ama fiilen uygulanan kuralları arasındaki uçurum, her dönem tartışma konusu olmuştur. Modern toplumlar, adaletin ve kanun önünde eşitliğin terazisiyle övünse de pratik tecrübeler bize her zaman “eşitler ve daha eşitler” kategorisinin varlığını göstermiştir. Özellikle sanat, kültür, akademi, siyaset ve şöhret dünyasının zirvesine tırmanmış bazı “ikonik” figürler; sıradan bir vatandaşın hayatını karartabilecek kaide ihlallerini, gafları veya marjinal yönelimleri adeta birer “karizma unsuru” olarak arkalarında taşır.
Bu durum; sıradan insanlara ve liyakatle bir yerlere gelmeye çalışan onurlu kişilere en sert biçimde uygulanırken, belirli bir “imtiyazlı sınıf” söz konusu olduğunda hukukun, ahlâkın ve toplumsal tepkilerin nasıl buharlaştığını gözler önüne serer. Zeki Müren’in sahnedeki mini eteği, Bülent Ersoy’un sahnedeki fırtınalı öfkesi, rahmetli İlber Ortaylı’nın başkalarına karşı sergilemiş olduğu aşağılayıcı tavırları ve (isim vermeyeyim) siyaset sahnelerindeki adalet asimetrisi, bu çifte standartlı düzenin en somut tezahürleridir.
Sahnelerin “ölümlü Tanrıları” ve Esnetilen Ahlâk Sınırları
Türk toplumunun muhafazakâr refleksleri, geleneksel kodları ve toplumsal hassasiyetleri dilden düşmez. Ancak bu hassasiyetler, sıra “halkın gönlünde taht kurmuş” bazı devasa figürlere geldiğinde aniden esner, hatta tamamen ortadan kalkar.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Zeki Müren’dir. “Sanat Güneşi” olarak anılan bu ikonik sanatçı, dönemin en katı toplumsal normlarına rağmen sahneye kendi diktiği mini eteklerle, tüllerle ve son derece marjinal kıyafetlerle çıkmıştır. Başka bir ses sanatçısının benzer bir kıyafetle boy göstermesi, toplumsal infiale, en hafif tabirle dışlanmaya yol açacakken; Zeki Müren’in bu hamlesi, büyük bir hayranlıkla alkışlanmıştır. Halk, onu bir sapma veya kural ihlali olarak değil, “O, meşhur Zeki Müren, o yapar; o bir sanat dâhisi” kalkanıyla koruma altına almıştır. Zeki Müren’in kendisi de bu ayrıcalığın farkında olarak bilinçli bir zemin yoklaması yapmış ve halkın sevgisini bir dokunulmazlık zırhına dönüştürmüştür.
Benzer bir dokunulmazlık kalkanı Bülent Ersoy şahsında daha sert ve otoriter bir biçimde kendini gösterir. Bülent Ersoy, sadece cinsiyet kimliği mücadelesiyle değil, sahnedeki hırçın ve zaman zaman........
