menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

57 0
12.09.2026

ODATV’YE KARDEŞÇE SON CEVAP: “AD HOMİNEM” SIĞINAĞI, MARX’IN ÇIKMAZI VE FITRATIN ZAFERİ (VI)

Odatv yazarı Sayın Cemile Y. Çetin’in şahsımıza yönelik yazıları üzerine başlattığımız ilmî müzakere süreci, muhataplarımızın fikrî bir sıkışma içine girdiğini açıkça göstermektedir. Odatv’de yayımlanan son yazıda, ortaya koyduğumuz tarihî belgelere ve usûl ilkelerine doyurucu cevaplar vermek yerine, meseleyi saptırma ve seküler kavramların arkasına sığınma taktiği izlenmektedir.

https://www.odatv.com/medya/prof-dr-ali-seyyardan-odatvye-yanit-karl-marks-tartismasi-120161565,

1. Belgeli Hakikate Karşı “Tahrifat ve Odak Saptırma” Taktiği

Almanca özgün kaynaklara, biyografilere ve tarihî belgelere dayandırarak sunduğunuz somut delilleri çürütecek hiçbir ilmî karşı belge sunamıyorlar. Meseleyi sırf Louise Freyberger’in mektubu ve onun kişisel beyanı üzerinden okumaya çalışarak, büyük resmi görmezden geliyorlar. Oysa Marx-Engels arşivleri (MEGA), Werner Blumenberg, David Riazanov ve Isaiah Berlin gibi uluslararası otoritelerin biyografik araştırmaları, Frederick Demuth’un Marx’ın gayrimeşru oğlu olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğrulamaktadır. Freyberger’in mektubu tek delil değil, zaten bilinen ve gizlenen bir hakikatin Engels’in ölüm döşeğindeki itirafıyla tescillenmesidir. Bunu “dedikodu” diye nitelemek, tarih metodolojisinden habersizliktir.

2. Teori-Pratik İlliyet Bağını Kavrayamama Sığlığı: “Ad Hominem” Argümanının Geçersizliği

Odatv, tutarlı bir şekilde Batı merkezli seküler zihniyetin en büyük hastalığı olan “Teori ile Ahlâkı ayırma” hatasını sürdürüyor. “Yatak odasını kurcalamak” gibi sığ bir savunmanın arkasına sığınarak, bir teorisyenin mikro evindeki ahlâkî tutumunun, kurduğu makro sistemin güvenilirliğini doğrudan etkilediği gerçeğini karartmak istiyorlar. Odatv’nin asıl sıkıştığı nokta, akademide “Ad Hominem” (Kişiye Saldırı) olarak bilinen kavrama sarılmasıdır. Muhatabımız özetle şöyle demektedir: “Bir düşünürün özel hayatındaki iddialar üzerinden artı-değer teorisi ve sermaye birikimi analizi çürütülemez. Yapılan şey ad hominem’dir.”

Odatv’nin teknik bir terim olarak bu kavrama sığınması sürpriz değildir. Ancak gözden kaçırılan temel husus, İslâmî ilimler metodolojisi (Usûl) ile seküler Batı metodolojisi arasındaki ontolojik farktır. Klâsik mantık ve seküler akademi penceresinden bakıldığında; bir teorinin mantıkî geçerliliği ile kuramcının şahsî günahlarını birbirinden ayrı kompartımanlarda değerlendirmek, teknik bir yöntem sayılabilir. Şayet bir mütefekkir veya yazar, özü itibarıyla Hakk’a, fıtrata ve dine uygun (sahih) ilkeleri savunuyorsa, onun nefsî zaaflarını veya şahsî hatalarını (örneğin Müslüman bir yazarın özel........

© Mir'at Haber