menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İLBER ORTAYLI’YI NASIL DEĞERLENDİRMELİ?

21 0
23.03.2026

İLBER ORTAYLI’YI NASIL DEĞERLENDİRMELİ?

İlber Ortaylı ile ilgili farklı ortamlarda özellikle muhafazakar camiadan yazılar okudum. Buna binaen bir değerlendirme yapmak istediğim aşağıda sunuyorum. Saygılarımla. Bayram Özer.

İlber Ortaylı üzerinden muhafazakar mahallenin konulara bakış açısı ve tavrı ile ilgili bir değerlendirme

Haklı olmak ne zaman haklıdır?

Haklı olmak her yerde ortaya konulacak bir şey midir?

Haklının, o haklılığı her an ve her zeminde bir kırbaç gibi kullanma yetkisi var mıdır?

İlber Ortaylı gibi isimlerin bazı görüşlerine şerh düşmek bir haktır.

Ya da onun yeterli ve yetersizlikleri ile ilgili bir değerlendirme ve analiz yapılabilir gerçekler üzerine.

Ancak eksiğiyle ve fazlasıyla, doğrusuyla ve yanlışıyla onun Osmanlı mirasına yaptığı iade-i itibarı ve Batılı paradigmaya karşı bu toprakların ruhunu savunmasını görmezden gelmek, bana biraz kantarın topuzunu kaçırmak gibi geliyor.

Dindar muhafazakâr camianın ıskaladığı bir gerçeklik var. Ortaylı dindar kalemlerin ve kurumların on yıllarca içeriden bir dille anlatmaya çalıştığı hakikatleri, seküler ve akademik bir meşruiyetle merkeze taşımıştır. Bu ise dindar bir tarihçinin kendi cemaati içinde Osmanlı’yı övmesinden daha önemli bir hizmettir.

Cumhuriyet’in kurucu kadroları ve sonraki nesiller için Osmanlı, çoğu zaman kurtulunması gereken karanlık bir dönem olarak kodlanmıştı ve ona göre de güçlü bir şekilde propagandası yapılmıştı. Buna göre de bir düzen kurmaya çalıştılar. Ortaylı bu katı ideolojik duvarı balyozla yıkmak yerine kendine göre yöntemiyle ve sekülerlere hoş gelen sempatik buldukları kibriyle, yabancı dil bilgisiyle ve tarih kültürüyle o duvarın içinden bir kapı ya da kimilerine göre bir delik açtı.

Onun söylemiyle Osmanlı başarılı bir yönetim biçimi olmasından çok bir estetik, bir hukuk düzeni ve dünya barışının teminatı haline gelmişti. Bu düşüncesini oldukça güçlü şekilde her ortamda dile getirmişti.

Bugün muhafazakâr gençlerin Osmanlıya hayranlığı varsa, bunun entelektüel zeminini tamamen olmasa da ve çoğu zaman farkında olmasalar da Ortaylı gibi isimlerin herkesin kabul ettiği bir dille bu mirası savunması hazırlamıştır.

Dindar camianın Batı eleştirisi çoğu zaman savunmacı ve reaksiyoner kalıyor. Hep gördüğüm örnekler böyle. Ve bu bana biraz çocukça geliyor.

Ortaylı Batı’yı içeriden bilen biri olarak konuşuyordu ve İslam medeniyetinin ve kurumlarının büyüklüğünü anlatırken bunu benim de fark etmeden yaptığım bir savunma refleksiyle bir kompleksle değil, Avrupa arşivlerine, dillerine ve tarihine hakimiyetinden gelen bir özgüvenle yapıyordu. Bu konuda yeterli olup olmadığını bir tarafa koyuyorum. O konuda değerlendirme yapacak kadar yetkin değilim çünkü.

Dindar bir insanın çıkıp Ezanı savunması ve bu toprakların ruhu olarak sahip çıkması beklenen ve sıradan bir refleks olarak kabul edilir genelde.

Ancak bu İslami değerleri savunmak adına Ortaylı’nın en seküler mecralarda İslam’ın ve Osmanlı hukukunun medeni dünyaya katkılarını teknik bir dille anlatması kadar etkili olamaz ve olmadı. Ortaylı’nın bu tavrı ve söylemleri karşı tarafın savunma mekanizmalarını çoğu zaman boşa çıkardı.

Seküler birisiyle Osmanlı ve Osmanlı’nın Türk ve İslam düşüncesine hizmeti ile ilgili kaynak ve dayanak olarak Ortaylı’yı oldukça fazla kullanmışımdır.

İlber Ortaylı, Halil İnalcık ve Fuat Sezgin gibi alimlerin açtığı yoldan giderek, İslam bilim tarihinin ve Osmanlı’nın çok kültürlü yapısının bir gericilik hikayesi değil, bir dünya gücü tasarımı olduğunu kitlelere sevdirmiştir. Harf İnkılabı veya Cumhuriyet uygulamaları konusundaki şahsi fikirleri, onun bu toplumsal etkisi ve hizmetinin yanında görmezden gelinebilir.

Ayrıca şunu da söylemem gerek. Sadece kendi mahallenize hitap ederek haklılığınızı kanıtlayabilirsiniz. Ki bunu bizim mahalledekiler seviyor genelde. Ama asıl başarı karşı mahalledeki insana kendi düşüncelerini kabul ettirmek ve sevdirebilmektir.

Ortaylı’yı sadece itiraz ettiği noktalar üzerinden eleştirmek, onun dindar kesimin bile ulaşamadığı kesimlere Osmanlı ve İslam medeniyeti ile ilgili eksikleri ve hataları ile birlikte oluşturduğu olumlu etki görmezden gelmek anlamına gelir ki bu bana göre haksızlık olur.

Bu tutum Hz. Peygamber’in düşmanında bile gördüğü güzelliği teslim eden o yüce ahlakından sapmak, yerini dar bir ideolojik körlüğe bırakmaktır. İşin bu boyutuna çok girmek istemiyorum ama buna benzer konularda Peygamber efendimiz başta olmak üzere İslam büyüklerinin tavırlarının, şu anki Müslümanların tavırlarından farklı ve daha olumlu olduğunu düşünüyorum.

İmam Gazali, İhyâ’da hikmetin tanımını yaparken bilginin, muhatabın halet-i ruhiyesine göre verilmesi gerektiğini savunuyor. Ancak bizim sert ve kaba bir dille yaptığımız tarihsel hesaplaşmalar çoğu zaman muhatapta bir aydınlanmaya değil savunma refleksine sebep oluyor. Ve hatta kızgınlık oluşturuyor.

Savunma refleksi ise insanların sağlıklı düşünmesine engel olur ve zihni kapatır genelde.

Bir ilim insanının vefatının hemen ardından veya kutuplaşmanın zirve yaptığı bir siyasi konjonktürde yapılan sert eleştiriler, karşı mahallede bakın, bunlar değerlerimize saldırıyor algısını beslemekten başka bir işe yaramaz ve yaramıyor.

Seküler bir entelektüeli bilerek ya da bilmeyerek yaptığı iyi işlerden dolayı övmek de bir eziklik ya da karşı mahalleye yaranmak anlamına gelmez.

Kendi haklılığınızı anlatmaya çalışırken, karşı tarafın bizi yobaz veya hizmet düşmanı olarak yaftalamasına kendi ellerimizle zemin hazırlamak hep düştüğümüz bir tuzak gibi geliyor bana. Ve bu tavır bize çok kaybettiriyor. Hep de kaybettirecek bu gidişle.

İbn Haldun, Mukaddimede bizi bir anakronizm hatasına karşı uyarıyor. Bu uyarının bizi ilgilendiren kısmı şöyle:

Bir şahsiyeti değerlendirirken onu yaşadığı çağın sosyo-politik ikliminden koparamazsınız.

Ortaylı bu açıdan bakıldığında laik-milliyetçi bir akademik ekolün içinde yetişmiş olmasına rağmen, Osmanlı’nın büyüklüğünü, İslam medeniyetinin derinliğini ve İstanbul’un ruhunu o çevrelerde en yüksek sesle savunanlardan biri gibi görünüyor bana. Yanlış ve eksik de görüyor olabilirim.

Onun yaptığı bu kültürel etki ve bir nevi rehabilitasyon, dindar camianın kendi başına yapamadığı veya ulaşamadığı kitlelere ulaşmasını sağladı sanki.

Eksikleri veya katılmadığımız noktaları, onun bu hizmetini çöpe atmak için bahane etmek ise adil görünmüyor.

Burada ince bir çizgi var. Güzelleme yapmak ile hakkını teslim etmek farklıdır. Yanlışları dile getirmemek bir tarihe ve doğruya haksızlık olabilir. Ama burada asıl mesele ne söylendiği değil, nasıl söylendiğidir.

Eğer eleştiri, kişiyi tamamen şeytanlaştırıyor ve topluma kattığı değerleri yok sayıyorsa, bu bir adaletsizliktir.

Eleştiriyi akademik ve sakin bir zeminden çıkarıp sosyal medya lincine veya cenaze sonrası rövanşizme dönüştürürsek davaya hizmet değil, zarar veririz diye düşünüyorum.

İlber Ortaylı diğer benzer kişilerin bu milletin ortak hafızasına, kültürüne ve değerlerine kattıklarını ön plana çıkarmak, bir zafiyet değil, aksine bir özgüven göstergesidir.

Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil üzüm yemekse eğer, kutuplaşmanın ekmeğine yağ süren sert ve kaba ve taraf olmayı mecbur kılan dilden kurtulup, uzlaşıyı ve emeği önemseyen ve kullanan bir hikmet dili kullanmalıyız.

Çünkü insanlar nezaketi ve nezaketli kişileri her zaman daha çok dinliyorlar. Doğruyu söyleseniz de onu ne zaman, nasıl ve nerede söylediğiniz önemli. Şu anda da İlber Ortaylı için doğruları söylemek adına da olsa sert ve kaba olmamak söylediğinizi düşündüğünüz doğrulardan daha önemli olabilir.


© Mir'at Haber